Gebelik, bebek ve anne & kadın sağlığı hakkında ihtiyacınız olan tüm bilgileri blogumuzda bulabilirsiniz.
Anne Karininda Bebegin Duyulari Gelisimi
İnsanlarda 5 ana duyu vardır. Bunlar dokunma, tat alma, koku alma, işitme ve görmedir. Bu beş duyu bireyin dış dünya ile olan ilişkilerini düzenler. Duyuların anne karnındaki gelişimini tam anlamı ile bilebilmek doğal olarak olanaksızdır. Ancak gözleme ve hücresel incelemeye dayalı çalışmalar ile bunların gelişimi hakkında fikir edinilebilir.
Dokunma
Anne rahmi bebeğin dış dünyadan tamamen izole olduğu bir ortam değildir. Rahim içinde sürekli bir aktivite ve uyaranlar mevcuttur. Bu bebeğin tüm gelişimi için olması gereken bir durumdur
Anne karnındaki yaşamda gelişen ilk duyunun dokunma olduğu düşünülmektedir. Dokunma duyusu insanın dış dünya ile iletişiminin temel unsurudur.
Bebekte dokunma hissinin 8. gebelik haftası gibi çok erken bir dönemde başladığı düşünülmektedir. İlk dokunma hissi genelde ağız çevresinde ve yanaklarda ortaya çıkar. Bu haftada bebeğin yanağını oluşturacak olan kısmına tek bir saç teli dokunulduğunda bile bunu hissedebileceği kabul edilmektedir. Onuncu haftada genital bölgede, 11. haftada avuç içlerinde ve 12. haftada ayak tabanlarında dokunma hissi ortaya çıkmıştır. Bu bölgeler aslında erişkinlerde en fazla duyu reseptörlerinin bulunduğu dokunmaya en hassas noktalardır. Onyedinci haftaya gelindiğinde karnın ve kalçaların tamamı dokunmaya karşı hasassastır.
İnsan vücudunun en büyük organı nedir diye sorulduğunda değişik cevaplar verilir. Oysa bu organ cildimizdir. İnsan cildi pekçok değişik uyarıyı yorumlayabilen çok sayıda algılayıcı ile donatılmıştır. Ancak cildimizin algıladığı temel uyarılar sıcak, soğuk, basınç ve ağrıdır. Anne karnındaki bebek 32. haftaya ulaştığında vücudunun her bölgesi bu 4 temel uyarana cevap verecek gelişimi tamamlamış durumdadır. Buna karşılık bebeklerin ağrıyı algılayıp algılamadıkları konusunda elde yeterli veri yoktur.
Tat alma
Tat duyusu erken gelişen duyulardan birisidir. Tat almadan sorumlu olan algılayıcılar gebeliğin 13-15. haftasında mevcuttur ve bunların yapısı erişkinlerinki ile hemen hemen aynıdır. Bu nedenle bebeğin bu haftadan itibaren değişik tatları ayırt edebildiği düşünülmektedir.
Amniyon sıvısı sürekli yapım ve emilim halinde olan dinamik bir sıvıdır ve bebek sürekli olarak bu sıvıyı yutmaktadır. Amniyon sıvısı içinde değişik tatlara sahip olan purivik asit, laktik asit, sitrik asit, creatinin, üre, proteinler ve tuzlar vardir.
Son dönemlere ulaşıldığında bebeğin 24 saat içinde yuttuğu amniyon sıvısı miktarı neredeyse 1 litreye yaklaşmaktadır. Amniyon sıvısının içeriği tıpkı anne sütünde olduğu gibi annenin yediği besin maddelerinin tat ve aromalarını da taşır. Yapılan gözleme dayalı incelemelrde anne adayı tatlı besinler tükettikten sonra bebeğin yutma hareketlerinde artış, acı ve ekşi besinler tükettiğinde bu hareketlerde bir miktar azalma olduğu görülmüştür. Bu durum bebeğin annekarnındayken değişik tatları ayırtedebildiği tezini kuvvetlendirmektedir.
Koku alma
Tat ve koku aslında birbiri ile bağlı duyulardır. Biri olmadan diğer tam anlamı ile anlaşılamaz. Son dönemlere kadar anne karnındaki bebeğin koku alma duyusunun işlevsel olabileceği düşünülmüyordu. Çünkü kokunun hava ile taşınan ve nefes alıp verme ile ayırdedilebilen bir duyu olduğu kabul edilmekteydi. Ancak son yapılan araştırmalar bunun doğru olmayabileceğini, bebeğin burnundaki koku almadan sorumlu algılayıcı sistemlerin zannedildiğinden daha karmaşık olduğu fark edildi.
Bebeğin burnu gebeliğin 11-15. haftaları arasında oluşumunu tamamlar. Bu sırada amniyon sıvısı bebeğin tüm ağız, burun, geniz ve akciğer yapısı içinde dolaşır ve bebeğe değişik tat ve kokuya sahip maddeleri taşır. Bu maddeler direkt olarak tat ve koku almadan sorumlu algılayıcı hücreler ile temas halinde bulunarak onları uyarırlar. Bu nedenle bebekler daha anne karnındayken değişlik kokuları tanıyıp ayırt edebilirler.
Schaal ve arkadaşları anne karnında kokuların öğrenilmesi ile ilgili direkt ve indirekt kanıtlarla ilgili yaptıkları araştırmalarda şaşırtıcı sonuçlar elde etmişlerdir. Bunlardan birisi de kahvedir. Anne adayı kafeinsiz ya da normal kahve içtiğinde bebeklerin kalp atım hızı ve soluk alıp verme şekillerinde değişimler gözlenmiştir. Bunun kahvenin kokusuna bağlı olup olmadığı kesin değildir ancak kahvenin keskin kousunun da rolü olduğu ileri sürülmektedir.
Yeni doğan bebeklerin anne sütünün kokusuna karşı zaafları olduğu bilinmektedir ve bu durumun açıklaması olarak anne karnındayken sütün içeriğine benzer bir kokuyu hafızalarına aldıklarına inanılmaktadır.
Benzer şekilde değişik insan ve hayvan gözlemlerinde de bebeklerin annelerini kokusundan ayırtedebildikleri saptanmıştır. Bütün bu gözlemler bebklerin anne karnındayken bazı kokuları hafizalarına yerleştirdikleri tezini desteklemektedir.
İşitme
Anne karnındaki bebek amniyon sıvısı, rahim duvarı, anne adayının karnı gibi pekçok bariyerin arkasında bulunmasına rağmen rahim içi sessiz bir ortam değildir. Bebek burada pekçok titreşim ses ve harekete maruz kalır.
Aslınd arahim içindeki yaşam oldukça gürültülü sayılabilir. Annenin damarlarından geçek kan, barsak ve mide sesleri rahimiçindeki bebeğin karşılaştığı temel seslerdir. Bunların dışında anne adayının ve diğer kişilerin sesleri de bebeğe direkt olarak ulaşır. Tüm bu sesler içinde doğal olarak en güçlüsü bebeğin annesinin sesidir.
Bebeğin kulağı 8. haftada oluşmaya başlar. Duyma yeteneğinden sorumlu olan kemikler ve ses iletisini beyine taşıyan sinirler büyük ölçüde oluşumunu tamamlar ancak bu gelişim 24. haftada tamamlanır. 25. haftadan itibaren bebek annesinin sesini duyabilmektedir 27. haftada ise annesinin sesi dışında dışarıdan gelen seslere ve hatta babasının sesini bile duyup tepki verebilir. Ancak hem içinde bulunduğu ortam hem de bebeği içinde bulunduğu amniyotik sıvının olumsuz etkilerinden koruyan kremsi tabaka olan verniksin kulaklarını tıkaması nedeni ile sesleri büyük bir olasılıkla boğuk olarak duymaktadır.
Bebeğin seslere verdiği tepkiler de değişkendir. Ani kapı çarpması ya da benzeri şiddetli bir ses bebeğin anne karnında aniden sıçramasına neden olabilir. Benzer şekilde 5 saniye süre ile anne karnına uygulanan yüksek frekanslı bir ses bebeğin hem kalp atım hızında hem de genel hareketliliğinde 1 saate kadar varan artmaya neden olur.
Öte yandan reaktif duymaadı verilen durum biraz daha farklıdır. Burada işitme kulaktaki kemikler yardımı ile değil ses dalgalarını cilt ve kemikte yarattığı titreşimler yardımı ile gerçekleşir. Anne karnındaki bebeklerin 16. gebelik haftasından yani işitme sisteminin tam olarak gelişimini tamamlamasından 8 hafta öncesinden itibaren ultrasonda seslere yanıt vermesinin açıklaması bu şekilde yapılmaktadır.
Doğumdan sonra bebeğin annesinin sesine olumlu tepki vermesi ve genelde annesinin sesini duyduğunda sakinleşmesi rahim içi yaşamda aşina olduğu ve en iyi bildiği sese verdiği tepkidir.
Görme
Anne karnındaki yaşam sırasında en son gelişen duyu sistemi görmedir. Bebeğin göz kapakları 26. haftaya kadar kapalıdır. Bu sire içinde görmeden sorumlu temel birim olan retina gelişimini tamamlar. Yirmi altıncı hafta civarında bebek gözlerini açmaya başlar ve göz kırpabilir. Doğumdan hemen sonra bebek yaklaşık 30 santimetre uzaklığa kadar net bir şekilde görebilir. Bu mesafe emzirme sırasında anne ile bebeğin yüzü arasındaki yaklaşık uzaklıktır.
Anne karnındaki bir bebeğin görme işlevini test etmek olanaksızdır. Ancak erken doğan bebeklerde yapılan incelemeler 28 -34 haftalar arasında doğan bebekler incelendiğinde bu bebeklerin objeleri yatay ve düşey düzlemde 31-32. haftadan itibaren takip edebildiklerini göstermektedir. 33-34. haftada ise bu takip yeteneği zamanında doğmuş bir ebeğinki ile aynıdır.
Bebeğin gözleri 26. haftaya kadar kapalı olmakla birlikte anneadayının karnı üzerine uygulanan güçlü bir ışık kaynağına kalp atışlarında bir hızlanma ile yanıt verir. Gerçekte rahim içi mutlak karanlık değildir. Tıpkı sesleri geçirdiği gibi ışığıda geçirmektedir. Ancak bu geçirgenlik ses ile kıyaslandığında çok daha azdır. Buna rağmen bebek gündüz ile geceyi rahatlıkla ayırt edebilir.
Tek yumurta ikizleri 26-27. haftadan itibaren anne karnında birbirlerini görebilirler, birbirlerine dokunabilirler va hatta el ele tutuşabilirler.
33. haftadan itibaren bebeklerin göz bebekleri ışığa tepki vererek büyüyebilir ya da küçülebilir. Dr.Alper Mumcu
Dogum Icin Nefes Egzersizleri
SOLUNUM EGZERSİZLERİ
Solunum egzersizleri size doğum esnasında yapmanız gereken solunum hareketlerini öğretmeyi amaçlar. Bu sayede, doğum ağrıları esnasında panikleyip, kontrolsuz hareketler yapmak ya da bağırmak yerine, bilinçli olarak nasıl davranacağınızı bilebilirsiniz. Normal doğum yerine sezeryanla doğum yapacaksanız bu bölümü geçebilirsiniz.Solunum hareketlerini uygun bir şekilde yapmanızın birkaç önemli faydası olacaktır:
• Doğum ağrılarını çok daha az hissedersiniz.
• Bebeğinize daha çok oksijen gitmesini sağlar, dolayısıyla doğum sancıları esnasında sıkıntıya girmesini önlemiş olursunuz.
• Doğum korkunuz büyük ölçüde ortadan kalkar.
• Bilinçsizce yapılan solunum hareketleri vücudun oksijen-karbondioksit dengesini bozacağı için baş dönmesi, ellerde kasılma ve gözde yıldız uçuşmalarına neden olur.
• Doktor-hasta ilişkisinde iyi bir ekip çalışması ortaya çıkar.
Solunum egzersizlerine geçmeden önce, doğum olayı hakkında kısaca bilgi vermek yerinde olacaktır.
Doğum esnasında rahim ağzında açıklık oluşturan ve bebeğinizi doğum kanalına doğru iten güç, rahim kasılmalarıdır. Rahim kasılmaları doğumun ilk başladığı aşamalarda 5 dakika arayla gelir ve 30-40 sn sürer. Bu esnada kasılmalarla birlikte bir miktar ağrı hissederseniz de bunlar fazla şiddetli değildir.
Doğumun ilerleyen saatlerinde ağrılar sıklaşır ve 10 dakika içinde en az 3 kasılma hissedersiniz ve bu kasılmalar yaklaşık 45-90 sn sürer. Bu uzun kasılmaların başında ağrılar hafif başlar, gittikçe şiddetlenir ve daha sonra azalarak kaybolur. Birkaç dakika sonra aynı olay tekrarlar. Yani kasılmalar, dalgalar halinde gelir.
Rahim ağzı açıklığı 10 cm'ye ulaştığında, bebeğin başı kalın bağırsağa baskı yaptığı için ıkınma ihtiyacı hissedersiniz. Bu aşamadan sonra ıkınmanız gerekir. Bazen henüz tam açıklık olmadan da bu ıkıntı hissi duyulabilir. Böyle zamanlarda ıkınmak fayda yerine zarar getireceği için, ıkınmayı önleyici solunum haraketlerini yapmanız gerekir.
Yapacağınız solunum egzersizleri, doğum sırasında uygulamanız gereken hareketlerin provası olacaktır. Bu egzersizler esnasında eşinizden yardım isteyebilirsiniz. Egzersizleri yaparken, gözleriniz açık ve sabit bir noktaya bakar şekilde yapılmalıdır, bu gerçeği yansıtır. Şimdi, bu evrelere göre solunum egzersizlerini nasıl yapacağınızı birlikte görelim.
Erken Aşama: Bu dönemde kasılmalar seyrek olup, hafif şiddetlidir. Bu evrede solunum hareketleri çok gerekli olmamakla birlikte, ileri evrelere hazırlık ve konsantrasyon amacını taşır.
Bir sandalye üzerine oturun veya yumuşak bir zemin üzerine uzanın. Egzersizler sırasında eşiniz size eşlik ediyorsa, eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile derin bir nefes alın ve daha sonra nefesin tümünü dışarı verin. Buna nefes temizleme hareketi denir. Daha sonra göğüs hareketi ile burundan yavaşça nefes alıp, ağızdan verin. Bu hareketi dakikada 6-9 defa olacak bir ritmde yapmalısınız (herbir solunum hareketi için 7-10 sn). Bu ritmi kavradıktan sonra, solunum hareketlerinizle parelel bir şekilde avuç içi ile karın alt kısımlarına masaj yapınız. Nefes alırken ellerinizi karnınızın üst kısımlarına kaydırırken, nefes verme esnasında kasıklarınıza doğru masaj yapınız. “Ağrı bitti” komutu ile içinizdeki nefesi verip, normal nefese geçiniz. Ağrının başlaması ve bitmesi arasında geçen süre 30-40 sn olacaktır.
Kuvvetli Sancı Dönemi: Bu evrede ağrılar hem daha sık hem de daha şiddetlidir.
Eşinizin “Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın ve yukarıda bahsedilen şekilde, derin ve yavaş ritmli solunum hareketleri yapın. Bu ağrının başlangıcını ifade eder. Ağrının şiddeti artınca bu ritm yetersiz kalacaktır. Eşinizin “Ağrı şiddetlendi” komutu ile hızlı solunuma (Köpek soluması) geçeceksiniz. Bu solunumda yüzeyel ve sık sık nefes alıp veriyorsunuz, nefes daha ziyade boğaz seviyesinde olmalı ve göğsünüz çok az hareket etmelidir. 20-30 sn sonra eşinizin “Ağrı hafifledi” komutu ile tekrar yavaş ritmli solunuma, “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin. Hareketi kavrayıncaya dek köpek solumasını ayrı çalışabilirsiniz, daha sonra buna karın masajını ekleyin.
Doğum Eyleminin Sonuna Doğru: Bebeğin başının kalın bağırsak üzerine yaptığı baskı ıkınma hissi uyandırır. Ancak rahim ağzı tam açıklığa ulaşmamışsa, ıkınmamanız gerekir.
“Ağrı başlıyor” komutu ile nefes temizleme hareketini yapın. Şimdi sık ve yüzeyel solumalara (köpek soluması) başlayın ve her 4-6 yüzeyel solunumu takibeniçinizdeki havayı, kuvvetle dışarı boşaltın. Aynı hareketleri yineleyin. “Ağrı bitti” komutu ile normal solunuma geçin.
Aynı hareketi doğumun en sonunda, bebeğinizin başı çıkarken de yapmanız gerekecektir. Bebeğinizin başının doğumu esnasında, genital bölgede yırtık olmaması için, sizden ıkınmamanız istenecektir. İşte bu esnada yine bu solunumu yapmanız faydalı olur.
Ikınma Aşaması: Rahim ağzı tamamen açıldıktan sonra, bebeğinizin doğabilmesi için sizin ıkınma gücünüz gereklidir. Doğumun bu aşaması sizin göstereceğiniz performansla yakından alakalıdır. İyi ıkınma ile rahim ağzı tam açıldıktan sonra 15-30 dakika içinde doğumunuz olabilirken, yetersiz ve yanlış ıkınma bu evrenin 2 saate kadar uzamasına neden olur. Gerçek ıkınma işlemini ancak doğum sırasında yapacaksınız. Gebelik döneminde ise şu solunum hareketini yapınız:
Ayaklar yere basmak şartı ile bir sandalyeye rahatça oturun. Normal hızda solurken, nefes verme işlemi sonunda, akciğerlerinizde yine de kalan havayı zorla dışarı atın. Bu pozisyonda birkaç saniye kalın, bu esnada karın kaslarınızın kasıldığını hissedersiniz. Daha sonra nefes temizleyip gevşeyin.
Doğumda gerçekleştireceğiniz ıkınma ise şu şekilde gerçekleştirilir:
Ağrı ile birlikte derin derin nefes alıp vererek ağrının şiddetlenmesini bekleyin. Ağrı şiddetlenince derin bir nefes alıp, nefesinizi içinizde tutun. Her iki bacağınızı dizlerinizden kendinize çekerek, tüm gücünüzle, bebeğinizi doğum yoluna doğru ittirir şekilde (büyük tuvaletinizi yapıyormuş gibi) ıkının. Bu sırada başınızı göğsünüze doğru yaklaştırın. Ağrı hafifleyinceye kadar nefesinizi kaçırmadan, ıkınmayı kesintisiz olarak sürdürün. İhtiyaç hissederseniz, başınızı geriye atıp, tuttuğunuz nefesi dışarı verin ve çabucak tekrar nefes alıp harekete kaldığınız yerden devam edin. Ikınma esnasında nefesinizi bırakmanız, bağırmanız ya da ses çıkarmanız veya gücünüzü bebeği itmek yerine karnınızı şişirmek şeklinde kullanmanız ıkınmanın etkisini azaltır.
Gebelik (Hamilelik) ile ilgili Temel Bilgiler
Gebelik; yumurtalıklardan atılan yumurtanın (ovum), erkekten gelen spermle döllenmesi sonucu oluşan embrionun gelişimi ile birlikte annede oluşan değişikliklerin tümünü kapsayan bir süreçtir.
Rahim içindeki bebeğe; 8. haftaya kadar "embriyo", 8.haftadan doğuma kadar ise "fetus" adı verilir.
Yine, 8. hafta sonuna kadar olan dönem “embriyonik dönem”, bu tarihten doğuma kadarki dönemeyse “fetal dönem” denir.
Gebelik sürecindeki bu değişiklikler, annenin yalnızca iç genital sistemi ile sınırlı kalmayıp; tüm gastro-intestinal sistemini, iskelet-kas sistemini, üriner sistemini, endokrin sistemini, kardiovasküler sistemini, merkezi ve periferik sinir sistemini, solunum sistemini, meme ve süt kanallarını, kan biyokimyası ve hemodinamik yapıyı önemli ölçüde etkiler.
Normal bir gebelik kaç gün sürer?
Pratikte normal bir gebelik sürecinin, son adet tahinden itibaren 40 hafta (280 gün) ve ovulasyondan (yumurtlamadan) itibaren 38 hafta sürdüğü düşünülerek hesap yapılsa da, tüm gebeliklerin ancak %5’i tam olarak bu süre sonunda doğumla sonuçlanır.
Bebeğinizin tahmini doğum tarihini hesaplayabilirsiniz…
Tahmini doğum tarihi; son adet tarihini kesin olarak bilen, hamilelik öncesi adetleri düzenli olan ve hamile kalmadan hemen önce doğum kontrol hapı kullanmamış olan gebelerin son adet tarihlerine göre hesaplanabilir.
“Son Adet Tarihi (SAT)”, her zaman için son görülen adetin ilk günüdür. Hesaplamadaki kolaylığı ve netliği nedeniyle ay olarak belirtme yerine gebelikte hafta hesabı yapmaktayız.
”Nagele yöntemi” adını verdiğimiz method ile, son adet tarihini kesin olarak bilen bir hastada bu tarihe “gün kısmına 7 eklenmesi ve ay kısmından 3 çıkartılması” ile tahmini doğum tarihi hesaplanabilir.
Örneğin;
Son Adet Tarihi (SAT)= 10.12.2002.
Tahmini Doğum Tarihi (TDT)= 17.09.2003. Demek ki gebe bu tarihte tam 40 haftalık olacaktır.
38 hafta ile 42 hafta arası doğan bebekler normal kabul edilirken 38 haftadan önce doğanlar preterm, 42 haftadan sonra doğanlar postterm (sürmatür, gün aşımı) olarak adlandırılır.
Prematürite ise bebeğin yaşını değil gelişimini anlatan bir ifadedir. Örneğin 36 haftalık doğan bir bebek preterm olmasına yani erken doğmasına rağmen eğer akciğer gelişimini tamamlamış ise prematür değildir.
Gün aşımına uğrayan gebeliklerde de bebeği bazı riskler bekler ve doğum 42. haftadan sonra daha fazla ertelenmemelidir.
Gebeliğin erken bulguları nelerdir?
Gebeliğin en önemli bulgusu adet gecikmesidir. Ancak her adet gecikmesi (adet retardı) gebelik anlamına gelmez.
Yaşam tarzındaki herhangi bir değişiklik, çeşitli rahatsızlıklar, diyet, iklim, stres ve depresyon şeklindeki psikolojik durum değişiklikleri gibi pek çok faktör adet gecikmesine neden olabilir.
Gebeliği düşündüren bulgular
1. Adet gecikmesi
2. Ağızda tat değişikliği
3. Bulantı & Kusma
4. Memelerde dolgunluk ve hassasiyet
5. Halsizlik
6. Sık idrara çıkma
7. Karında büyüme
Gebeliğin olası bulguları
1. Gebelik testleri
2. Rahimin (uterus) büyümesi
Gebeliğin kesin bulguları
1. Bebeğin kalp atımlarının duyulması
2. Bebek hareketlerinin hissedilmesi
3. Ultrason incelemesi
Bebek sahibi olmak için bir kadın için en uygun olduğu yaş aralığı 18-25 yaşlar arasıdır. Bu dönemin başlangıcında kadının kendi vücudu gelişimini tamamlamıştır ve bir bebek gelişimi için uygun hale gelmiştir.
Yaşınız ya da pozisyonunuz ne olursa olsun gebe kalmak istediğinizde ya da gebe olduğunuzu düşündüğünüzde mutlaka uzman bir hekime müracaat etmelisiniz.
30 yaşından sonra gebe kalma (infertilite) problemleri artarken, 35 yaş sonrasında bu problemlere anne ve bebek yönünden gebeliğin getirdiği sorunlar da eklenir.
Gebelik Testleri
Gebe olduğunuzu ne kadar erken öğrenilirse, gebelik ile ilgili izlemler o kadar erken başlanabilir. Bu nedenle adet gecikmesi olan her kadın zaman geçirmeden gebelik testi yaptırmalıdır.
Gebeliğin oluşması ile birlikte gebelik materyalinden bazı hormonlar salgılanmaya başlar. Bu gebeliğe özgü hormonlar kadının adet siklusunu kesintiye uğratır ve kadın gebelik süresince adet görmez.
Kanda ve idrarda bu hormonların (HCG hormonu) tayini ile gebelik teşhisi konulabilir. Kanda bakılan hormon testi, henüz bir adet gecikmesi olmadan önce bile gebeliği gösterebilir. İdrarda ise sıklıkla 7 günlük bir gecikmeden sonra gebelik saptanabilir.
Piyasada “prediktör” adı altında satılan ve kişinin kendi kendine uyguladığı testlerin güvenirliliği laboratuardakilere oranla biraz daha düşüktür. Bu nedenle adet gecikmesi olan ve kendi kendine yaptığı test negatif çıkan kadınlar da hekimlerini konu hakkında bilgilendirmeli ve onun önerilerine uymalıdırlar.
Genel bir prensip olarak her adet gecikmesi durumunda önce gebeliğin olup olmadığı ortaya konulmalı ve ondan sonra duruma göre davranılmalıdır.
Ne sıklıkta doktor kontrolü ?
İdeal olanı, gebe kalmayı düşünen bir kişinin “gebe kalmadan önce” bir uzman hekime muayene olması ve bir takım testleri yaptırmasıdır. Bu şekilde en uygun durumda gebeliğe başlanmış olacak ve gebelikteki bir takım soru işaretleri giderilecektir.
Gebelik izlemleri ise gebeliğin riskine göre değişmekle birlikte, normal ve risksiz bir gebelikteki alışılagelmiş uygulamalarda;
İlk muayeneye gebe olduğunuzu öğrenir hemen başlanır, sonra 32. haftaya kadar ayda bir
32-36 haftalar arası 15 günde bir 36. haftadan doğuma kadar da doktorunuzun uygun göreceği sıklıkta (genellikle haftada bir) devam edilir.
Gebelik izlemlerinde bazı tarama testleri de yapılır, bebeğin gelişimi kontrol edilir ve standartlara uygun olup olmadığı saptanır, bebekte ya da gebelikte olası bir anormallik saptanır ise buna yönelik tedaviler uygulanır.
Bebeğiniz ve kendi sağlığınız için gebelik süresince hekiminizi düzenli olarak ziyaret etmeyi ihmal etmeyiniz.
Dogru Beslenerek Dogurganligi Artirma
Bedensel fonksiyonların düzgün şekilde gerçekleşebilmesi için sağlıklı beslenme şarttır. Hamilelikte vücut yeni gelişen bebeğin büyümesi ve gelişmesini sağlayabilmek için yeni bazı düzenlemeler yapar ve bazı maddelere ihtiyacı artar. Bu ihtiyaçlar doğrultusunda beslenmenin düzenlenmesi daha sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesine yardımcı olur.
Yanlış beslenme gebeliği etkiler mi?
Yetersiz ve dengesiz beslenme bebeğin büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyebilir. Bebekte gelişme geriliği, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına neden olabilir. Gebelikte bebeğe yararlı olduğu bilinen besin maddelerinin alınması, zararlı olduğu bilinen ya da muhtemel zararları olan maddelerin alınımından kaçınılması gerekir.
Beslenme gebelik öncesinde de önemli mi?
Kalıcı doğru beslenme alışkanlıklarının birdenbire elde edilmesinin imkansız olduğu bilinmektedir. Hayat boyu devam edecek doğru beslenme alışkanlıkları yavaş yavaş kötü alışkanlıkların yerine yenilerinin konulması ile sağlanır. Bu nedenle hamile kalmayı düşünen kişiler gebelik öncesinde sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarını edinmesi gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme hamilelik sırasında da devam etmeli. Dengeli beslenme alışkanlıkları edinmiş bir anne adayı bebek doğduktan sonra da bu alışkanlıklarını devam ettirerek bebeğinin de sağlıklı beslenmesini ve sağlıklı büyüyüp gelişmesini sağlar.
Sigaranın zararı var mı?
Sigaranın kadınlarda yumurtalık fonksiyonlarında uzun süreli olumsuz etkileri vardır buna bağlı olarak erken dönem düşük yapma, erken doğum ve düşük doğum ağırlığına sahip bebeğin dünyaya getirilmesi gibi riskleri vardır. Ayrıca infertilite tedavisi sırasında sigara içen kadınlarda gebelik şansının azalmış olduğunu gösteren çalışmalar vardır.Bu çalışmalarda sigara içme süresi ne kadar uzunsa o kadar az sayıda yumurta ve embriyo elde edildiği görülmüştür. Eğer sigara içiyorsanız hem kendi sağlığınız hem de hamile kalma şansınızı arttırıp sağlıklı bir hamilelik geçirebilmeniz için mümkün olan en kısa zamanda sigarayı bırakmanız gerekir.
Şişmanlık tek başına kısırlık sebebi olabilir mi?
Şişmanlık overler ve testisler üzerindeki hormonal uyarımların etkisini değiştirir. Şişmanlık kadınlarda insulin düzeylerini arttırır bu da yumurtalıklardan yumurtlamayı engelleyen erkeklik hormonlarının aşırı miktarda üretilmesine neden olur. Şişman kadınlarda anovulasyon dediğimiz yumurtlama bozuklukları ve buna bağlı bebek sahibi olamama sık görülmektedir. Mevcut kilosunun %10’unu kaybettirmenin bile yumurtlama fonksiyonunu düzeltmeye yardımcı olduğunu gösteren yayınlar bulunmaktadır.
Erkekler için de aynı kural geçerli mi?
Kadınlar kadar belirgin olmamakla beraber aşırı kilonun sperm parametrelerini olumsuz etkilediği ve tedavi öncesi kilo kontrolunun sperm parametreleri üzerine olumlu etkileri olduğuna ilişkin yayınlar mevcut.
Aşırı zayıflığın doğurganlık üzerine etkisi var mı?
Aşırı zayıflık beyinden salgılanan gonadotropin salıcı hormonlar (GnRH) ve Follikül stimüle edici hormon (FSH) ve Luteinize edici hormon (LH) salınımını bozarak yumurtlamayı engeller aynı zamanda yetersiz yumurtalık hormonu üretimine bağlı olarak endometrium adı verilen rahim iç tabakasının döllenmiş yumurtanın yerleşmesine elverişli hale gelmesi sağlanamaz. Aşırı zayıflık erkekte sperm fonksiyon bozukluğuna ve sperm sayısının düşmesine neden olur.
Hamilelikte kilo alımı nasıl olmalıdır?
Hamilelik öncesi dönemde kişinin ideal kilosuna yakınlığına göre yaklaşık 9-14 kilo alımı normal olarak kabul edilir. Gebelikte kilo kontrolü için önce düzenli ve dengeli beslenme planı seçilmeli, aylık rutin gebelik takipleri sırasında bebeğin gelişimi ve annenin kilo alımı birlikte değerlendirilmelidir.
Kısırlık durumunu azaltacak besinler var mı?
Vitaminlerden zengin taze sebze ve meyveler diyetin önemli parçası olmalı. Bütün besin gruplarından vücudun ihtiyacını karşılayacak oranlarda almak yeterlidir.
Vücuttaki yağ oranı kadında hamileliği etkiler mi?
Aşırı yağ dokusu insulin hormon seviyelerini arttırıp yumurtalık hormonlarının salınım düzenini etkileyerek gebe kalmayı güçleştirir. Gebelik durumunda da gebelik diabeti ve gebelik hipertansiyonu gibi problemlerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Gebelik diabeti durumunda iri bebek, polihidramnios, erken doğum, akciğer olgunluğunda gecikme, erken doğum, kalp anormallikleri görülme riski artar.
Şişmanlığın üremeye yönelik komplikasyonları
Şişmanlık kadında ve erkekte üreme hormonlarının düzgün salınımını bozarak yumurta ve sperm üretimini olumsuz etkilemektedir. Şişmanlık diabete yatkın kişilerde daibetin ortaya çıkarak hem hamileliğin oluşmasında hem de hamilelik sırasında ciddi problemlere yol açmaktadır.
Kısırlık için sağlıklı beslenmenin ilkeleri nelerdir?
Sağlıklı beslenme bedensel fonksiyonların devamı için şarttır. Protein, karbonhidrat, yağ, vitamin, mineral, lifli gıdalardan dengeli miktarda tüketilen beslenme şekli tercih edilmelidir. Bu besin maddeleri sebzeler, meyveler, süt ürünleri,balık, et, kabuklu kuruyemiş, tahıllardan sağlanabilir. Bu besin gruplarından günlük belli miktarlarda alarak; aşırı yağlı, aşırı şekerli gıdalardan uzak kalarak, günlük aktivitelerimizde daha hareketli olarak ideal kiloya yakın ağırlığınızı koruyarak hem üreme sağlığı hem de tüm yaşamımızı etkileyecek sağlıklı yaşam biçimi benimsenmiş olunur.
Yeterli ve dengeli beslenme nedir?
Kişinin ihtiyacına göre beslenme programı seçilmelidir. İhtiyaç yaş, cinsiyet, aktivite durumuna göre belirlenir. Bu nedenle ağır bedensel bir işte çalışan erkekle, günlük rutin işlerini yapan ev hanımının ya da aktif spor yapan genç bir kadının kalori ve besin ihtiyacı aynı değildir. Beslenme düzenini seçerken bütün bu faktörlerin göz önüne alınması gerektiğinde bir diyetisyenden yardım alınarak beslenme programının oluşturulması gerekebilir. Özellikle aşırı kilosu bulunan veya aşırı zayıflığı olan ve sağlıklı beslenme yöntemlerini edinmek isteyenler uzman diyetisyen yardımına ihtiyaç gösterebilirler.
Anne baba olmak isteyenler nasıl beslenmeli?
Yalnızca bebek sahibi olmak isteyenler değil sağlıklı yaşamayı düşünen herkes yaşına göre düzenlenmiş vücut kitle indeksine uygun ideal vücut ağırlığı aralığında olmaya özen göstermeli. Bunun için ana besin gruplarından yeterli ve dengeli biçimde tüketirken daha aktif bir yaşam biçimini seçmeli. Taze sebze , meyve ve tahıllardan oluşan besin gruplarından daha fazla hayvansal proteinler ve süt ürünlerinden daha az, şekerli ve yağlı gıdaların nadiren tüketildiği dengeli beslenme şekli önerilen beslenme şeklidir.
Kullanıldığında hamilelik şansını arttıran vitaminler var mı?
Kesin etkinliği kanıtlanmış vitamin henüz mevcut değil. E vitaminin sperm fonksiyonları üzerine olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Demir eksikliğinin düşük, prematüre doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek riskini arttırdığı bilinmektedir. Bu nedenle demir eksikliği olanların gebelik öncesi dönemden itibaren yerine konması önerilmektedir. Hamilelerin kullanabildiği türden multivitaminler yeterli desteği sağlamaktadır. Bunun yanında fazla demir alımının sakıncaları vardır. Bir B vitamini olan folik asit nöral tüp defekti olarak bilinen doğumsal defektlerin önlenmesinde etkindir. Bebek isteyen çiftler gebelik öncesinden başlayıp ilk 3 ayı da kapsayan bir şekilde kullanıldığında bu tür doğumsal defektin önlenmesinde faydalıdır.
Kordon Kani Hakkinda Bilmek Istediginiz Hersey
Kordon kanı nedir?
Anne ile karnındaki bebek arasında besin ve oksijen alışverişi plasenta tarafından sağlanır. Bebek göbek kordonu ile plasentaya bağlıdır. Doğum sürecinin tamamlanmasından kısa süre sonra plasenta görevini tamamlayarak rahim dışına atılır. "Kordon kanı" olarak isimlendirilen kan, bebeğin doğumundan sonra göbek kordonunun plasenta tarafında kalan kandır. Son gelişmelerle kordon kanının çeşitli hastalıkların tedavisi açısından önemi anlaşılmış ve özel yöntemlerle toplanıp saklanmaya başlanmıştır. Bebeğin kordon kanı, “kök hücreler” açısından oldukça zengin bir kaynaktır.
Kordon Kanı kök hücrelerinin diğer kök hücrelere avantajları nelerdir?
Kordon kanı kök hücreleri elde edilebilecek en genç kök hücreleridir. Bunlar saklanmak için dondurulduklarında yaşlanma ve yıpranma süreçleri de durdurulmuş olur. Kordon kanı kök hücrelerinin kemik iliği kök hücrelerine göre üreme hızı daha fazladır.
Kemik iliği nakli için alıcı ile verici arasında çoğunlukla tam bir doku (HLA) uyumu olması gerekir. Kök hücrelerin bağışıklık ret cevapları henüz tam olarak gelişmediğinden kordon kanı naklinde tam bir uyum olmasa da başarı sağlanabilir. Bu özellik aile bireyleri arasında kordon kanı nakli gerçekleştirilmesine de olanak sağlar. Saklanan kordon kanındaki kök hücreler, gerekli olduğu durumda hemen kullanılabilecek haldedir. Bu durum, hastalıkların ilerlemesini önleyebilmek için en kısa sürede tedavinin zorunlu olduğu durumlarda önem kazanır .
Kordon Kanı ne zaman alınır?
Kordon kanı, bebek doğar doğmaz ilk 10 dakika içinde, göbek bağı kesildikten sonra göbek bağının plasenta tarafında kalan bölümünden alınır. Genelde toplama işlemi doğum esnasında doğumu yaptıran hekim tarafından yapılır.
Kordon kanı almak için doğumun normal ya da sezaryen olması önemli midir?
Hem normal yolla hem de sezeryan doğumlarda uygulanabilir. Sadece birkaç dakika alan kordon kanının toplanması işlemi; basit, tehlikesiz ve acı vermeyen bir uygulamadır.
Türkiye’de tedavi yöntemleri yetmediğinde kanın yurtdışına çıkışı mümkün mü?
Türkiye’de çok sayıda ve başarılı transplantasyon yapan merkez bulunmaktadır. Ama çok özel durumlarda Sağlık Bakanlığı’nın izniyle yurtdışına çıkması mümkün olabilir.
Kök hücreleri başka yere nakledebilirim?
Kök hücreler gerektiği takdirde özel taşıma tanklarında nakledilebilir.
Kordon kanı giderlerimi sigorta şirketleri karşılar mı?
Çok yeni bir tedavi metodu olduğundan sigorta şirketleri, kordon kanı saklanması giderlerini henüz karşılamamaktadır. Sosyal Sigortalar Kurumu yakın aile geçmişinde kordon kanı ile tedavi edilebilecek hastalıklardan bir kısmını kapsam içine almıştır.
Kordon kanı aldırmak için ne zaman işlemlere başlanmalıdır?
Hamileliğin başlaması ile birlikte sözleşme yapıp, kanın saklanması için çalışmalara başlamak en uygun olanıdır. Doğum yaklaştıkça ailenin diğer hazırlıklarının da artacağı dikkate alınırsa doğumdan en az 2 ay önce işlemlere başlamak doğru olur. Doğumdan 2 ay önce yapılacak testlerde anne karnında çeşitli laboratuar testleri yapılır. Doktorunuz ile görüşülür, göbek kordonu kanı alma kiti teslim edilir ve kanın doğumda alınmasından Genkord’a ulaşmasına kadar yapılacak işlemler planlanır.
İstanbul dışında kordon kanını nasıl aldırılabilir?
Genkord şubeleri dışında Türkiye’nin her yerinden örnek kabul etmektedir. Genkord’u arayarak bulunduğunuz yerde kordon kanının alınmasını sağlayabilirsiniz.kordon kanını Genkord’a doğrudan ulaştırabileceğiniz gibi Genkord’un anlaşmalı kurye servisleri bu konuda size yardımcı olacaktır.
Kordon kanı bankasının görevi nedir? Dünyada ve Türkiye’de sayısı ne kadardır?
Kordon Kanı Bankası, bebeğin kordon kanını gelecekte olası tıbbi gereklilikler için saklayabilme olanağını sunmaktadır. Doğumdan sonraki ilk 10 dakika içinde alınan kordon kanı uygun şartlarda dondurulur ve kordon kanı bankasında saklanır. Bu değerli kök hücreleri gerektiğinde çözülerek kullanılabilir. Şu anda dünyada bünyesinde kordon kanı saklayan yaklaşık 100 merkez bulunduğu tahmin edilmektedir.Ülkemizde şuan 4’ü özel 3’ü üniversite bünyesinde toplam 7 tane kordon kanı bankası bulunmaktadır.
Aileler hangi durumlarda bebeklerinin kordon kanını saklamalıdır?
Kordon kanı saklanmasının kimler için uygun ve gerekli olduğu konusunda bilim çevrelerinde henüz tam bir fikir birliği yoktur. Ailede bilinen kök hücre tedavilerine ihtiyaç gösterebilecek bir hastalık yok ise saklanan kana ihtiyaç olasılığı değişik hesaplamalara göre 1/1000 ile 1/100,000 arasında bildirilmektedir. Bu nedenle bazı araştırmacılar sadece ailelerinde ilik nakli gerektirebilecek hastalık öyküsü bulunan ailelerin bebeklerinde bu uygulamanın yapılmasını savunurken, diğer araştırmacılar kök hücre çalışmalarındaki hızlı gelişimi göz önünde bulundurarak herkesin bu seçeneği kullanmasını önermektedirler.
Günümüzde kordon kanı nakli ile tedavi edilebilen hastalıklar hangileridir?
-Akut Lösemiler,
-Kronik Lösemiler,
-Myelodysplastic Sendromlar,
-Kök Hücre Hastalıkları,
-Myeloproliferatif Hastalıklar,
-Lenfoproliferatif Hastalıklar,
-Fagosit Hastalıkları,
-Metabolik Depo Hastalıkları,
-Histiositik Bozukluklar,
-Kalıtsal Eritrosit Hastalıkları,
-Konjenital (kalıtsal) İmmün Sistem Hastalıkları,
-Kalıtsal Trombosit Hastalıkları,
-Plazma Hücre Hastalıkları:
-Diğer Kötü Huylu Hastalıklar:
-Otoimmün Hastalıklar:
Gelecekte kordon kanı ile tedavi edilebilecek hastalıklar hangileridir?
-Alzheimer Hastalığı
-Diyabet
-Kalp Hastalıkları
-Karaciğer Hastalıkları
-Muskuler Distrofi
-Parkinson Hastalığı
-Spinal Kord Hasarı
-Felç
Erken Dogum Sebepleri
Genellikle erken doğum neticisinde bebekler, 2,5 kilogramdan az ağırlığa sahip olur ve premature diye adlandırılırlar. İkiz gebeliklerde bu oran daha yüksektir.
Nedenleri
Bebeklerin erken doğması birçok nedene bağlı olabilir.
- çoğul gebelik; ikiz ya da üçüz hamilelikler.
- rahim içi ya da dışı enfeksiyonlar
- rahim içi sıvının fazla olmas
- rahimde kanamalar
- kan uyuşmazlığı
Günümüzde prematüre bebeklerin çoğu özenli bakımla hayatlarına devam edip, sağlıklı gelişebilirler.
Risk altındaki anne adaylarını şu şekilde sınıflandırabiliriz:
• Yaşı 17'nin altında, 34'ün üzerindekiler
• Birden fazla bebek bekleyenler
• Daha önce düşük ya da erken doğum yaşayanlar
• Çok doğum yapmış olanlar
• Bazı sistemik ve enfeksiyon hastalığı olan gebeler
• Düşük kilolu anne adayları
• Sigara kullananlar
• Yüksek tansiyonu olanlar
• Hamileliğinde vajinal kanama sorunu olanlar
• Stres altında ve yoğun çalışma şartları altında çalışanlar
• Düşük gelir grubundan olan hastalar
Anne adaylarının kilosuna dikkat edip sağlıklı beslenmesi, uygun bir yaşta hamilelik geçirmesi, en az bir yıldır gebe kalmamış olması, sigara ve benzeri kötü alışkenlıklardan uzak durulması erken doğum riskini azaltır. Ayrıca hamilelik döneminde doktor kontrolü altında olmak olası sağlık problemlerine karşı önlem alınmasını sağlayacağından önemlidir.
ivillage.mynet.com
Bebeginiz Icin Ek Gidalara Baslama
1. Ek gıdalar bebek aç iken denenmelidir. O güne kadar sadece anne sütüyle beslenmiş olan bebeğin, başlanan yeni gıdanın lezzetini benimseyip alabilmesi için aç olması gerekir. Tok iken yeni bir besin maddesini denemek doğru değildir.
2. Her yeni ek gıda, tek başına denenmelidir. Aynı anda birden fazla ek gıda denemeyin. Yeni başladığınız ek gıda bebekte kusma, ishal veya döküntüye neden olabilir. Birden fazla ek gıda başlandığı durumda buna hangisinin neden olduğunu belirlemek zor olur.
3. Bebeğe verilecek olan ek gıda, önce çok az miktarda denenmeli, daha sonraki günlerde miktar arttırılmalıdır.
4. İlk denemede sevmediği bir gıda bebeğe zorla verilmemelidir. Aynı besin maddesinin yeniden denenmesi için bir hafta - on gün gibi kısa bir süre geçmesi beklenebilir.
5. Ek gıdalar bebeğe kaşık veya bardakla verilmeli, biberon kullanılmamalıdır. Özellikle anne sütü almaya devam ettiği dönemde biberon kullanılırsa, anne memesini terk edebilir.
6. Ek gıdaları hazırlarken, temizliğe çok önem verilmeli, eller mutlaka sabunla yıkanmalıdır.
7. Bebeğe verilecek her türlü gıda doğal ve taze hazırlanmış olmalıdır. Konserve, dondurulmuş ve paketlenmiş yiyecekler, hazır meyve suları, kolalı içecekler, hazır çorbalar, içine boya, tatlandırıcı veya aroma katılmış besinler bebek için uygun değildir.
8. Hazırlanan yiyecekler oda ısısında iki saatten fazla bekletilmemeli, buzdolabında muhafaza edilmelidir. Taze sıkılmış meyve suları sadece hazırlandığı öğün için bebeğe verilebilir. Buzdolabında bile bekletilirse, içinde asitli maddeler oluşur. Bu nedenle hemen tüketilmelidir...
9. Bebek ek gıdalara alıştırılırken bazı zorlukların yaşanması kaçınılmazdır. Bebek ek gıdaların kimi zaman tadını, kimi zaman kokusunu, kimi zaman da yoğunluğunu sevemeyebilir. Bu noktada anne sabırlı olmalı, bebekle inatlaşmadan güler yüzle ve sevgi dolu ses tonuyla bebeği beslemeye gayret etmelidir.
10. Bebek yeni yiyecekle birlikte annenin ısrarcı ve olumsuz davranışını birleştirmemelidir. Pek çok bebek annesinin olumsuz davranışlarıyla yiyeceğin kokusunu veya lezzetini birleştirdiği için yiyeceğe karşı tepki gösterir.
11. Bebek anne sütünden sonra kıvamlı yiyecekleri yutarken zorlanabilir. Bunu öğürerek gösterir. Öğürme refleks bir tepkidir. Bebek istemli olarak yapmaz. Bebek ağzındaki yiyeceği yutmaya çalışırken, yumuşak damak ve ağız boşluğunun arka kısımlarının uyarılması sonucunda istemsiz olarak ortaya çıkar. Önce kıvamlı daha sonra pürtüklü yiyeceklerle bu refleksin beslenme süreci içinde etkisizleştirilmesi sağlanır.
12. Son aşama ise, katı yiyeceklerin çiğnendikten sonra yutulmasıdır. Bu gelişimi tamamlayabilmesi için bebeğe, egzersiz yapma fırsatı tanınmalıdır.
13. Bu gelişmeler bir yaşından sonraya bırakılırsa ortaya çıkacak sorunlar bebeği ve aileyi daha uzun süre üzer.
14. Anne bebek öğürdüğünde soğukkanlılığını korumalı, olaya aşırı tepki göstermemelidir. Bebeğin öğürmesi karşısında anne heyecanlanıp yüksek sesle ve heyecanla tepki gösterirse bebek annenin bu konudakini hassasiyetini öğrenmiş olur. Anne, bebek öğürdüğünde ya pürtükleri küçültmeli ya da bebeğin ağzına verdiği miktarı azaltmalıdır. Asla bebeğe kızmamalı, telaşlandığını belli etmemelidir. Bebeğin öğürme tepkisi bir süre daha devam edebilir. Genellikle dokuzuncu aydan sonra azalır. Bu normal gelişim sürecidir.
Prof.Dr.Benal Büyükgebiz - ekolay.net
Meme Emzirirken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Pozisyon.
Bebek emzirmenin tek bir pozisyonu yoktur. Emzirme Pozisyonları sayfasında değişik yöntemleri göreblirsiniz. Bunların içersinde herkes kendine uygun olanı bulabilir. Doğumu takip eden ilk günlerden sonra normal olarak genel tercih edilen beşik pozisyonu önerilir.
Pozisyon ile ilgili genel öneriler şunlar olabilir. Anne oturur ve hafif arkasına eğik, yaslanmış olmalıdır. Kol dayamak için bir desteği bulunan koltuk ile ayaklarını uzatmak veya ayağını dayararak dizini yukarı kaldırmak için bir puf yararlı olur. Bebek anne koluna veya bir yastığa uzanmış, yaklaşık 45 derece bir eğimle anne memesine yaklaştırılmalıdır. Elleri serbest olmalıdır. Böylelikle anne memesine temas edebilir ve ellerinin yardımı ile meme başını bulabilir. Anne de elinin işaret ve orta parmaklarının yardımı ile meme başını bebeğinin ağzına yöneltirken baş parmağı ile yukarıdan aşağıya doğru memesini sıvazlayarak sütünün kolay gelmesine yardımcı olmalıdır. Bebek emme işlemi sırasında ağzının içersinde bir vakum yapmaktadır. Bu negatif basınç anne memesinden sütün gelmesini sağlar. Eğer bebek tam yatar pozisyonda olursa gelen anne sütü burun arkasına kaçar. Hatta kulakların boğaz açılan kanalın ağzından kulak yoluna geçerek enfeksiyona neden olabilir. Yeni doğan kulak iltihaplarının en sık nedeni hatalı pozisyonla emzirmedir. Ayrıca annenin de yattığı yerden bebeği emzirmesi hem sütün gelmesi hem de olabilecek tehlikeli sonuçlar yönünden sakıncalıdır. Yatakta da olsa anne dik durumda olmalıdır.
Bebek burnundan rahat nefes alabilmelidir.
Ağzında meme bulunan bebek ancak burnu ile solunuma devam edebilir. Yeni doğanların zaten dar olan burun hava yollarının salgı ve kusmuk ile tıkalı olması emmeyi güçleştirip, imkansız bir hale bile getirebilir. Meme emzirmeden önce buruna serum fizyolojik damlatmak ve temizlemek yararlı olur. Meme bebeğin burnunu kapatmamalıdır.
Bebek rahat olmalıdır.
Giysileri ve ortam ısısı uygun, altındaki bezi kuru ve temiz olan bebek daha kolay emebilir. Emzirme esnasında bebekler refleks sonucu kaka yapabilirler. Bu bir hastalık değil normal olaydır. Emzirirken yapmıyor olması da sorun değildir.
Anne memesinin baş kısmı bebeğin ağzına iyi oturmalıdır.
Meme başı gömük veya herhangi bir yapısal sorun olmadığında anne memesinin koyu renkli kısmının kenarları bebeğin dudakları ile kaplanana dek ağzına sokmalıdır. Bebek anne memesinin başını diş kemerleri denilen damaklarının arkasına almak ve meme başını geriden öne doğru sıkarak çeker. Bu sırada dil kökü ve boğazı ile de vakum yapar. Eğer bebek anne memesini ağzında iyi tutamazsa iyi de ememez.
Besleme süresi yeterli olmalıdır.
Normalde bebekler bir öğünde alacakları anne sütünün yaklaşık olarak % 50 sini ilk 1-2 dakikada, % 90 ını ilk 5 dakika içersinde emerler. Normal bir emzirme süresi 15-20 dakika olmalıdır. Daha kısa veya uzun sürdüğünde başka bir sorun olması mümkündür.
Beslenme aralıkları bebeğe göre ayarlanmalıdır.
İlk ayda bebek ağladıkça denilen aralıklar uygundur. Bu süre 30 dakika ile en fazla 3 saat olmalıdır. İdeal olarak ilk ayda 1-2 saatlik aralıklar tercih edilmelidir. İkinci aydan itibaren bu aralıklar önceleri 2 sonra 3 saate çıkmalıdır. Beslenme aralıklarının arttırılması yavaş yavaş yapılmalıdır. Mide hacmi yeni doğan bebeklerde 20-30 ml. İken 8-10 günde 60-100 ml. ye, 3. ayda 150ml.ye, 6.ayda 200 ml.ye çıkar. Bir yaşına geldiğinde 300 ml. hacme ulaşır. Artan mide kapasitesine paralel olarak annenin de süt miktarı artar. Bazı özel durumlarda beslenme saatle düzenlenebilir. Hastane gibi ayni anda bir çok bebeğe bakıldığında her birinin ağlaması veya doymasını izlemek mümkün olmadığında 2-3 saatlik aralarla beslenme uygulanabilir. Yine de beslenme aralığının 3 saati aşmaması gerekir.
Bebeğin tok olduğu halde gaz sancısı gibi başka nedenlerle ağlaması yanlışlıkla doymadığı düşünülerek ek besinlere başlamamak gerekir. Bebeğin doymasının en önemli göstergesi yeterli kilo almasıdır. Diğer yandan yetersiz anne sütü nedeniyle bebek aç kaldığında düşen kan şekerine bağlı olarak uyuklayabilir ve ağlamaz. Bu sakinlik de yanlışlıkla doyduğunun göstergesi değildir. Tartı bunu da belirlemeye yarar. Bebek emdiği zaman midesine gelen süt mide asidi ile karıştığında kesilir. Böylelikle sindirim işlevi başlar. Bebek yeni emdiğinde süt şeklinde geri çıkartabilir. Emdikten bir süre sonra çıkarttığında kesik halde gelmesinin nedeni bu olaydır. Beslendikten sonra yeterli süre geçmeden tekrar beslendiğinde midesinde sindirimine başlanmış süt ile yeni emilen çiğ süt karışır. Barsaklara kesilmiş süt ile kesilmemiş çiğ süt ayni anda geçerse sütün asitle kesilmesi sonucu otaya çıkan gaz barsakların gerilmesine neden olur.
Beslendikten sonra bebeğin gazı çıkarılmalıdır.
Meme emme (biberon emmede de) esnasında bebekler bir miktarda hava yutarlar. Ayrıca midede sindirim sırasında doğal olarak gaz oluşur. Bu oluşan hava-gaz karışımı midenin sol-üst tarafında toplanır. Beslenmeden sonra bunun çıkarılması gerekir. Bunun için bebek yüzü yana ve dışarı gelecek şekilde annenin göğsüne karın üstü yatırılmalı ve sırtına hafif el vuruşları ile çıkarılmaya çalışılmalıdır. Bu işlem sırasında annenin omzuna temiz bir bez konulması yararlı olur. Gaz çıkarırken sıklıkla bebekler bir miktar midedeki besinleri de çıkarırlar. Diğer yandan bebeğin yüzünün ve ağzının giysi yerine daha temiz bir örtüye temas etmesi hijyen yönünden daha sağlıklıdır. Bu gaz çıkarılmadığında midede gerilmeye ve huzursuzluğa yol açar. Bu da mide kasılmalarını arttırır. Bu kasılmalarla mide içeriği biraz barsaklara biraz da yemek borusundan dışarı gider. Barsaklara geçen süt henüz sindirime uygun olmadığı için sancılara neden olur. Yemek borusundan dışarıya giden süt ise kayıp olacaktır.
Bebeklerin kendilerine özgül refleksleri vardır.
Anne memesi emmek için bebekler doğuştan bazı yeteneklere sahiptir. Bunların bilinmesi yardımcı olur. Anne sütünün kokusunu duyan bebek başını sağa-sola çevirerek kokunun kaynağını aramaya başlar. Dudak birleşeğinin yanağa doğru olan bölgesinde refleks alıcıları vardır. Yanağının o bölgesine bir şey değdiğinde ağzını ve dudaklarını o tarafa çevirerek meme aramaya başlar. Bu meme emme esnasında uyuyan ve emmeyi kesen bebeklerde onu emmeye tekrar döndürmek için yararlı olur. Parmak ucuyla yanağın uyarılması emme işlemini başlatır. Damağına ve dilin arka bölgesine bir şey değdiğinde ağzını kapatıp, yanaklarını sıkarak emme işlemine başlar. Bu basit bir emmeden farklı olarak sıkarak çekme hareketidir. Ağzın içersine boşalan süt de yutma refleksini uyarır. Bebekler ağzına konulan bir şeyi yutma eğilimindedirler. Tok olan bir bebek de bu refleksler ortaya çıkmaz ve uyuma isteği daha ağır basar.
- Her öğünde her iki meme de emzirilmelidir. Bebekler beslenirken aslında besinlerinin büyük bölümünü ilk memeden alırlar. Uygun olan yöntem her öğünde her iki memenin de verilmesidir. Fakat son verilen meme bir sonraki öğünde ilk verilecek meme olmalıdır. Memeden ayrılmak istemeyen bebeğin dudağının kenarından annenin parmağını hafifçe bebeğin ağzına sokması içerdeki negatif basıncı düşürerek bebeğin memeyi bırakmasını kolaylaştırır. Memelerin boşalması daha çok süt salgılanmasını sağlar. Sütü bol olan annelerin bebekleri memeyi tam boşaltamadığı takdirde biriken süt sorunlara yol açabilir. Bu durumda anne sağmak suretiyle memelerini boşaltmalıdır. Uzun sürelerle emzirmeye devam edilirse veya beslenme aralıkları açılırsa süt salgılanması azalır.
- Meme başı bakımı yapılmalıdır. Bebeğin kuvvetle emmesi karşısında meme başı tahriş olur. Kısa bir süre sonra da acımaya, çatlamaya ve yara olmaya başlar. Bu durum anne için emzirmeyi olanaksız hale getirebilir. Bunun oluşmaması için yapılması gerekenler
- Emzirmeden önce memeler karbonatlı su ile silinmelidir. (Bir kahve fincanı suya bir çay kaşığı karbonat) Bu bebeğin ağzında pamukçuk oluşumunu önler. Ayrıca eğer zaten pamukçuk oluşmuş ise anne memesine geçmesini engeller.
- Karbonatlı suyun arkasından memeler ılık su ile temizlenmelidir. Hem memeler olabildiğince mikroptan arınmış olur hem de sıcak etkisi sütün daha rahat gelmesini sağlanır.
- Emzirdikten sonra anne sütü biraz meme başına sürülür. Üstüne bir nemlendirici veya yağ sürülmelidir. Bu meme başının yumuşak ve nemli kalmasını sağlar. Böylelikle çatlaklar önlenebilir.
Annenin sütü gelmesine rağmen bazı durumlarda anne sütü vermek uygun olmayabilir. Bu durumlar çok sık olmamakla berber kısaca değinelim.
- Annede meme iltihabı oluşması. Bu memelerin iyi boşalmadığı ve meme başında oluşan küçük çatlaklardan içeriye enfeksiyon etkenin girmesi ile meydana gelir.
- Annenin herhangi bir nedenle süte geçen ve bebeğe zararlı olabilecek ilaç kullanma zorunluluğu. Her türlü ilaç bu kısıtlamaya dahil değildir. Bazı ilaçlar süte geçmez, bazıları da ya çok az miktarda geçer ya da geçmesi bebek de olumsuz bir olaya neden olmaz. Buna ancak bebeğin doktoru karar vermelidir.
- Annenin sütten geçebilecek veya solunum yolu ile bulaşabilecek bir hastalığı olması. Bazı hastalıkların mikrobu sütten bebeğe geçebilecek özellik taşır. Bu tür hastalıklar nadirdir fakat solunum yolu ile geçen hastalıklarla çok daha sık olarak karşılaşılır. Bu durumda anne sütü kesilmesi kesin şart değildir. Anne emzirme esnasında ağız ve burnunu bir tıbbi maske ile kapatabilirse bulaşma olasılığı büyük ölçüde azalır.
ekolay.net