Gebelikte Yasanan Cilt Degisiklikleri Nelerdir?

Yazimizda gebelik doneminde anne adaylarimizin yasadigi cilt degisiklikleri hakkinda bilgiler bulabilirsiniz.

Hamilelik suresince anne adaylarimizin sadece karni buyumez vucudun degisimi ile birlikte cildimizde de degisiklikler gorulmeye baslar. En cok gorulen sorun ise catlaklardir.

Asagida yer alan yazimizda gebelik suresince yasanan cilt degisiklerini ve onlemleri aciklamalari ile birlikte bulabilirsiniz.

Gebelikte kilo artışı, ve karnın büyümesi dışında görülebilen en önemli fiziksel değişim ciltte yaşanır. Hem hormonların hem de büyüyen karnın etkisi ile ortaya çıkan bu değişikliklerin bir kısmı gebelik sonrası eskiye dönerken, bir kısmı da kalıcı olur.

Çatlaklar
Gebelikte ortaya çıkan cilt değişimlerinden en sık bilineni karın çatlaklarıdır. Stria Gravidarum adı verilen bu çatlaklar tüm gebe kadınların %50 ile 90'ında ortaya çıkar. Hemen hemen bütün kadınlar bu çatlakların ortaya çıkmasından korkmakta ve çekinmektedir. Büyük çoğunluğu karnın alt kısmında görülen lezyonlar gebeliğin ikinci yarısından itibaren belirmeye başlar. Nadiren uyluklar, kalçalar, memeler ve kollarda da görülebilir.

Tipik görüntüsü deride ufak ve fazla derin olmayan çöküntüler şeklindedir. Açık tenli kadınlarda pembemsi bir rengi olabilir. Esmer tenlilerde ise etrafındaki cilt bölümlerinden oldukça açık renkte, hatta gümüş rengindedir. Ciltte bulunan kollajen adı verilen maddenin ayrılmasından dolayı görülürler. Ağrılı değillerdir ancak hafif bir kaşıntıya yol açabilirler. Hem mekanik gerilmeye bağlı olarak hem de hormonal nedenler ile ortaya çıkabilirler.

Çatlakların önlenmesi her zaman mümkün olmaz. Piyasada gebelik çatlaklarını engellemek için satılan pekçok ürün olmasına karşın etkinlikleri her zaman tatminkar değildir. Ailevi yatkınlık söz konusudur. Annesi ya da kızkardeşinde bu türden çatlaklar olanlarda daha sık görülür. Irkın da etkisi olduğu tahmin edilmektedir. Örneğin siyah ırkda daha az rastlanır. Ani ya da olması gerekenden fazla kilo artışı olanlarda çatlaklar daha kötü olur. Önlemek için yapılabilecek en iyi şey bol sıvı almaktır. Sıvı miktarı yüksek olan sağlıklı bir cilt gerilmeye daha iyi yanıt verir.

Çatlakların büyük bir kısmı doğumdan sonra kaybolmaz. Rengi biraz daha açılarak gümüşi bir hal alır. Pekçok kadın bu durumdan rahatsızlık duymaz ve bunu anne olmanın bir işareti olarak gururla taşır. Daha az sayıda kadın ise çatlaklardan kurtulmak ister. Bu amaçla geliştirimiş pek çok cerrahi teknik vardır ve bu teknikler plastik cerrahlar tarafından uygulanır. Sonuçlar tatminkar olmaktadır.

* Aile öyküsü ve genetik yatkınlık çatlakların ortaya çıkmasında önemlidir. Anneniz ya da kızkardeşlerinizde varsa büyük olasılıkla sizde de görülecektir.

* Eğer önceki hamileliklerinizde çatlak olduysa bu hamileliğinizde de oluşması kuvvetli bir olasılıktır. Önceden kalan çatlakların rengi geçici olarak koyulaşabilir.

* Ani kilo artışı. Çok hızlı ve fazla miktarda kilo aldıysanız çatak ile karşılaşma olasılığınız yüksek demektir.

* Beslenme durumu. Yeterli miktarda sıvı alan ve dengeli beslenen kadınlarda daha az ve daha hafif şiddette çatlak olduğunu unutmayın

* Irkın önemini akılda tutun.

Gebelik Maskesi
Cholasma olarak da adlandırılan gebelik maskesi gebelik esnasında yüzde meydana gelen değişimleri ifade eder. Gebelik sırasında melanotropin adı verilen madde fazla miktarda salgılanır. Bu madde burun, yanaklar ve alın civarında pigmentasyon artışına yani koyulaşmaya yol açar. Güneş ışınları duruma yol açmamakla birlikte olayın şiddetini arttırabilir. Gebe kadınların %45 ile 70'inde gebeliğin 4. ve 5. ayından başlayarak gebelik maskesi görülebilir. Kalıcı olmayan bu durum doğumdan sonra birkaç ayda kendiliğinden geriler ve kaybolur. Gebeliği sırasında makyaj yapan kadınlar cholasma'yı saklayabilirler. Gebelk maskesini önlemenin en kolay yolu güneşe çıkarken çok yüksek faktörlü koruma kremleri sürmektir. Kış aylarında da güneşin bu tür etkisi olabileceği unutulmamalı ve koruyucu krem sürmek ihmal edilmemelidir.

Koyulaşmalar sadece yüzde olmaz. Meme başları, koltuk altları, genital bölge de de gebeliğin sonlarına doğru renk değişiklikleri görülebilir. Bu değişiklikler önemli değildir ve doğumdan sonra kaybolurlar.

Linea nigra
Orta hat üzerinde, kasıktan göbek deliğine kadar uzanan koyu renkli bir çizgidir. İlk gebeliğini yaşayanlarda gebeliğin üçüncü ayından başlayarak ortaya çıkar. Tecrübeli annelerde ise daha erken dönemde görülebilir. Her kadında görülmez.Bazı toplumlarda bu çizginin görülmesi bebeğin erkek olduğu şeklinde yorumlanır ancak bunun gerçekle bir ilgisi yoktur.

Sivilce
Gebelikte meydana gelen hormonal değişimler ciltte yağlanma ve sivilceye neden olabilir. tamamen geri dönüşümlü olan bu sivilceler gebelik sırasında bol sıvı alımı ve düzenli yapilan cilt temizliği ile bir ölçüde engellenebilir.

Damarlanma
Gebelik sırasında kanda artan östrojen seviyelerine bağlı olarak özellikle yüz, boyun, göğüs, kol ve bacaklarda değişik şekillerde damarlanmalar ortaya çıkabilir. Bu damarlanma yıldız şeklinde ve ciltten hafif kabarık yapılardır. Üzerine baskı uygulayınca renkleri solmaz. Bu yapılara örümcek ağına benzedikleri için İngilizce'de örümcek anlamına gelen spider kelimesinden esinlenerek "spider veins" adı verilir. Kadınların %60 civarında görülür ve doğumdan sonra kendiliğinden kaybolur.

Palmar Eritem
Tıbbi adı palmar eritem olan avuç içlerinde kızarıklık ve beneklenmenin nedeni tam olarak bilinmemektedir.Bununla birlikte artmış östrojen miktarına bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Gebe kadınların %50-55'inde rastlanır. Zencilerde daha nadir görülür. Nadiren ayak tabanlarında da saptanabilir. Herhangi bir yakınma yaratmayacağı gibi hafif yanma ve kaşıntı olabilir. Her zaman kullanılan nemlendiriciler yararlı olabilir.
Karaciğer hastalıklarının önemli bir bulgusu olan palmar eritem varlığında kan tetkileri ile karaciğer fonksiyon testleri yapılmasında fayda vardır. Palmar eritem doğumdan sonra östrojen düzeylerinin normale inmesi ile kaybolur.

Diğer değişiklikler
Gebelik sırasında bazı kadınlrda saç ve tırnaklar normalden daha hızlı uzar. Tırnaklarda incelme ve kolay kırılma görülebilir. Bazı bölgelerde aşırı tüylenme olabilir. Terleme artabilir. Tüm bu değişiklikler hormonal artışlara bağlıdır ve gebelik sona erdikten sonra gerilerler.

Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Erken Dogan Bebeklerde Goz Sagligi

Bugun sizlerle erken dogum sonrasinda premature bebeklerde olusabilecek goz sagligi problemleri ile ilgili bir yazi paylasmak istiyoruz.

Erken dogum sonrasinda bebekler premature olduklari icin kuvezde bakima alinirlar, premature bebekler normal dogan bebeklere gore daha cok ilgi ve bakim istemektedirler. Artik son yillardaki hizli gelismeler sonucunda pemature bebeklede cok cabuk kendilerini toplayarak saglikli bir dunyaya merhaba demekte.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Pediatrik Oftalmoloji Birimi'nde görevli Uzman Dr. Meral Yıldız, hamileliğin 37. haftasından önce doğan bebeklerin prematüre olarak adlandırıldığını belirtti.

Prematüre bebeklerin, gelişimlerini tam olarak tamamlayamadığı için bazı sağlık sorunlarıyla karşılaşabildiklerini ifade eden Yıldız, bu sorunların başında göz rahatsızlıklarının geldiğini, 34 haftadan önce ve 2 kilogramın altında doğan her bebeğin mutlaka göz sağlığı açısından kontrolden geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yıldız, bu bebeklerde göz problemi çıkma olasılığının normal bebeklere oranla çok daha yüksek olduğunu belirterek, çocuk doktorlarının bu konuda duyarlı davranmasının önemine işaret etti.

Bebeklerdeki göz kusurlarının dışarıdan anlaşılmasının mümkün olmadığını ifade eden Yıldız, erken doğan bebeklerde sıklıkla rastlanan sorunlardan birinin, zamanında müdahale edilmediğinde körlükle sonuçlanabilen ''prematüre retinopatisi'' olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

''Bebekler anne karnında 40 haftayı tamamlayıp doğuyor. Gözün arkasındaki damarların oluşumu, anne karnında 16. haftada başlayıp 40. haftaya kadar sürüyor. Zamanından önce doğan bebeklerde, göz sinirinin arkasındaki damarlanma belli bir aşamada kalıyor. 34 haftanın altında doğan bebeklerde, 'prematüre retinopatisi' adı verilen hastalığın gelişme riski çok daha artıyor. Bebek doğduğunda, anne karnındaki oksijenden daha farklı bir oksijenle karşılaşıyor. Göz damarları tam anlamıyla oluşmadığı için bir tıkanma oluşuyor. Bu tıkanıklık oksijensizliği artırıyor.

Vücut bu oksijensiz ortamı beslemek için yeni damarlar üretmeye, kendince bölgeyi tamir etmeye çalışıyor. Ama bu yeni damarlar aslında 'anarşik' diye tabir ettiğimiz damarlar. Orayı daha da kötüleştiriyor ve retina sinir tabakasını yerinden kaldırıyor. Böylece körlüğe kadar gidebilen çok ciddi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu aşamada zamanında müdahale çok önemli. Hastalığın gelişmemesi için bebekleri 4-6 haftalık olduklarında izlemeye başlıyoruz. Lazer tedavisi zamanında ve etkili bir şekilde yapıldığında yüzde 90-95 oranında başarılı sağlanıyor.''

Dr. Meral Yıldız, tedavi sonrasında bebeklerin düzenli aralıklarla takip edilmesi gerektiğine değinerek, ''tedavi sonrasında miyopi dediğimiz kusurlar çok fazla görülebiliyor ve çocukların gözlük kullanmaları gerekebiliyor. Retinada çekintiler oluşabiliyor ve sonrasında şaşılık, göz tembelliği ortaya çıkabiliyor'' dedi.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık 24-25 haftalıkken doğan bebeklerin bile yaşatılabildiğini anlatan Yıldız, ''hayata gözlerini erken açan prematüre bebeklerde, göz tembelliği, glokom ve şaşılık diğer bebeklere oranla daha fazla görülüyor. Bu nedenle erken doğmuş bebeklerin mutlaka göz kontrolü yapılmalı'' diye konuştu.

www.takvim.com.tr

Gebelikte Kafein Dusuge Sebep Olabilir

Gebelik doneminde dikkat etmemiz gereken gereken seylerden biride tukettigimiz yiyecek ve iceceklerdir.

Eger kahve icmeyi sevenlerdenseniz iste bu yazimiz sizler icin. Gebelik doneminde fazla kafein tuketimi anne adaylarimiz icin dusuk riskini artiyormus.

Iste bu konu ile ilgili gebelik doneminde asiri kefein tuketimi ve dusuk riski yazimizi asagidan okuyabilirsiniz.

Gebelikte kafein alımı ne tür etkiler yaratır?
İlk önce akılda tutulması gereken kafeinin bir vitamin ya da besin maddesi olmadığıdır. Kafeinin hiçbir besleyici değeri yoktur.

Yapılan çalışmalar hamilelikte yüksek miktarlarda kafein alımının (günde 6 fincandan fazla kahve) özellikle ikinci trimester düşükleri başta olmak üzere düşük ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Hamile olmayan kadınlarda kafeinin asıl etkisi kalp ve dolaşım sistemi ile sinir sitemi ve davranışlar üzerindedir. Hamilelik ya da emzirme süresinde alınan kafein fetus ve yeni doğanda da benzer etkiler yaratır. Hamilelikte kafeinin yarı ömrü 11 saate kadar uzayabilir. Fetus da ise durum daha ürkütücüdür: 100 saat. Bu ne demektir? İçtiğiniz kahveden bebeğe geçen kafeinin yarısından fazlası 100 saat sonra bile hala daha karnınızdaki bebeğin kanında dolaşmaktadır. Bebeğiniz ne kadar küçük ise onun kafeini detoksifiye etme yeteneği de o kadar azdır.
Alınan orta düzeyde kafein anne adayında çarpıntı ve benzeri yakınmalar yaratmasa da bebeğin kalp atımlarında ve solunumunda (bebek daha doğmadan da anne karnında solunum hareketleri yapar) belirgin artışa neden olabilir.

Yapılan hayvan deneylerinde anne karnında orta ya da yüksek düzeyde kafeine maruz kalan fetusların beyin ağırlıklarında azalma ve beyin gelişiminde dalgalanmalar izlenmiştir. Benzer şekilde bu fetuslar da doğumdan sonra öğrenme ve hatırlama güçlükleri ortaya çıkmaktadır.
Öte yandan kafein; alkol, nikotin ve bazı diğer ilaçların kanser yapıcı etkilerini arttırmaktadır.
Öte yandan kafein bir idrar söktürücüdür. Hamilelik sırasında fazla miktarda alınımı sıvı ve kalsiyum kaybı ile dehidratasyona yol açabilir.

Özellikle yemeklerden hemen sonra alındığında bağırsaklardan demir emilimini %40 oranında azaltır ve bu demir gereksiniminizin çok yüksek olduğu hamilelik döneminde oldukça önemlidir.
Bu bilgilerin ışığında Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) 1981 yılında yayınladığı görüşünde hamile kadınların kafein içeren gıda ve içeceklerden uzak durmalarını ya da sınırlı miktarda tüketmelerini önermektedir. Yine aynı kurum gebeliğin ilk trimesterinda kesinlikle kafein alınmamasını önermekte.

Hamile kalınca kafein alımını mutlaka bırakmalı mısınız?
Her zaman değil. Aşırıya kaçmamak kaydıyla kafein içeren içeceklerin keyfine varabilirsiniz. Yapılan pek çok araştırma hamilelik sırasında alınan az ya da orta düzeyde kafeinin bebek ya da anne adayına zarar verme riskinin düşük olduğunu göstermektedir. Orta düzeyde kafein (300 - 400 mg) günde 2-3 fincan granül kahveye denk gelmektedir.

Önerilenden fazla kafein almanız çok mu tehlikelidir?
Gerçekte bunun cevabını kimse tam olarak bilememektedir. Konu ile ilgili olarak elde yeterli bilimsel kanıt yoktur. Bu nedenle size bilimsel bir tavsiyede bulunamayız.

Bazı çalışmalar yüksek miktarda kafein alımının düşük, düşük doğum ağırlığı ve yarık damak yarık dudak gibi anomalilerle ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Ancak bu çalışmalarda eksik olan nokta alkol alımı, sigara gibi bu durumlara yol açabileceği bilinen diğer risk faktörlerinin dikkate alınmamış olmasıdır.

Tüm dünyada bugün kabul gören görüş çok fazla miktarda kafein tüketiminin düşük doğum ağırlıklı bebeklere neden olabileceği ve kafeinin sadece çok yüksek dozlarda alındığında risk yaratabileceğidir.

Hangi besin maddesinde ne kadar kafein bulunur?
Kafein tahmin ettiğinizden daha fazla maddenin içinde bulunur. Örneğin çikolata ve bazı bitkisel çaylarda da kafein vardır. Bazı soğuk algınlığı ilaçları ile ağrı kesiciler dekafein içerir. Benzer şekilde alerji ilaçlarında da kafein olabilir.

Çay ve kahve gibi içeceklerin içerdiği kafein miktarı demleme ya da hazır olmasına yada kahvenin türüne göre değişebilir. Sanılanın aksine kola dışındaki pek çok meşrubatta da kafein bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloyu inceleyerek sık tüketilen bazı maddelerin kafein içeriklerini kontrol edebilirsiniz. Sonuçta aslında farkında olmadan ne kadar fazla kafein aldığınızı göreceksiniz.

Madde Miktar Kafein
Filtre kahve 1 fincan 135-200 mg
Espresso 1 fincan 100 mg
Cappuccino 1 fincan 100 mg
Hazır kahve 150 cc 57 mg
Türk kahvesi 1 fincan 57 mg
Dekafeine kahve 150 cc 5 mg
Demleme çay 175 cc 20 - 110 mg
Ice Tea 330 cc 70 mg
Hazır çay 200 cc 30 mg
Kola 1 Kutu 30 - 56 mg
Diyet Kola 1 Kutu 38 - 45 mg
Kola dışı meşrubat 1 Kutu 50 mg civarı
Meyveli gazoz 1 Kutu 0 mg
Çikolata 60 gram 10 - 50 mg
Kakao 1 küçük fincan 4 mg
Bazı ağrı kesici ve soğuk
algınlığı ilaçları 1 tane en az 30 mg

Hamilelikte kafein alımını nasıl kontrol edebilirsiniz?
Gün içinde aldığınız kafein miktarını bazı küçük değişikliklerle azaltabilirsiniz. Örneğin sallama çay içiyorsanız poşeti suda 5 dakika yerine 1 dakika bekleterek kafein oranını yarı yarıya azaltmanız mümkündür. Bitkisel çay tercih ediyorsanız mutlaka kutusundaki uyarıcı etiketleri kontrol edin. İçindeki kafein ve diğer maddelerin miktarını kutusunda yazmayan markları tercih etmeyin. Bu şekilde hamilelikte kullanılması sakıncalı olabilecek katkı maddeleri içermediğinden de emin olabilirsiniz.

Eğer kahve sizi zihinsel açıdan rahatlatıyorsa, ya da sabah ritüeliniz ise kafeinsiz kahveleri tercih etmeye çalışın.

http://afyonkocatepehaber.com/v2/icerik_detay.asp?id=38833

Gebelik Donemi ve Kalp Pilleri

Bu yazimizda sizlerle kalp pili ve kalp pilinin hamilelik surecinde yasatmis oldugu etkiler hakkinda bilgileri paylasacagiz.

Asagidaki yazimizda kalp pilleri ve gebelik donemi ile ilgili genis aciklamali bilgileri bulabilirsiniz.

Doç. Dr. Kani Gemici, kalp pillerinin hamilelik sürecine etkileri hakkında bilgi verdi.

Birçok hasta grubu gibi ritim bozukluğu nedeniyle kalbine pil takılan hastalar da, hamilelik öncesi aynı korkuyu yaşıyor.

Ancak yaşadıkları bu korku tamamen yersiz. Çünkü kalbinde pille yaşayan kadınlar hamile kalabiliyor, normal doğum ya da sezaryen ile bebek sahibi olabiliyor.

Dünyada milyonlarca kişi kalp pili ( pacemaker) taşımaktadır. Bu ileri teknoloji ürünü küçük cihazlar, kalp hızının yavaşlamasını engellemekten kalp yetersizliğini tedavi etmeye, kalbe pompa görevi yapmaktan ani ölümleri engellemeye kadar birçok amaç için kullanılmaktadır. Takıldıktan sonra yaşanılan şikayetleri ortadan kaldıran cihaz, hastanın yaşam kalitesini artırarak normal hayata dönmesine yardımcı olmaktadır. Kalp pili ile yaşayan kişiler işlerini yapabilir, araba kullanabilir, yolculuk edebilir, yüzebilir, hobilerine ve cinsel yaşamlarına devam edebilir hatta anne olabilirler.

Kalbine pil takılmış olan hastaların büyük bir kısmını, ritim bozukluğu sorunu yaşayanlar oluşturmaktadır. Aritmi yani ritim bozukluğu, kalp vuruşları arasındaki düzenin kaybolması bununla birlikte ya da yalnız başına ritmin normal sınırların üzerinde hızlanması ya da belirgin seviyede yavaşlaması durumudur. Özellikle kadınlar, daha çok hormonal sebeplere bağlı olarak ritim bozukluğu sorunu ile karşı karşıyadır. Ritim bozukluğu, çocukluktan itibaren var olan altyapıyı tetikleyen; aşırı stres, yoğun efor, korku ve gerilim gibi nedenlerle ortaya çıkabildiği gibi, genç kızlık döneminde ilk adet ile birlikte, bunu takip eden regl dönemlerinde ve hamilelikte de ortaya çıkabilir.

Ritim bozukluğu kendini nasıl gösterir?
Hastalar; ‘çarpıntım var’, ‘kalbim tekliyor’, ‘göğsüme yumruk hissi var’, ‘göğsümde kuş çırpınıyor’, ‘kalbim sürekli koşuyor’ gibi şikayetlerde bulunur. Ritim bozukluğu ilk ortaya çıktığı anda ölümcül olabileceği gibi, artıp şiddetlenerek kalp fonksiyonlarında hasara hatta kalp yetmezliğine neden olabilir. Bu nedenle altta yatan neden mutlaka araştırılmalı, EKG, EKO, efor, Holter gibi tetkiklerle aritminin sebebi belirlenmelidir. Ailesinde ani kalp ölümü hikayesi olan kişilerin ritim bozuklukları ise, genetik incelemeler ile birlikte yapılarak altta yatan neden detaylı olarak araştırılmalıdır.

Ritim bozukluğu gebelik döneminde ortaya çıkabilir mi?
Gebelik döneminde gebeliğin verdiği stres ve yük nedeniyle bazı ritim bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu aritmilerde betabloker ilaçlar kullanılmaktadır. Bu grup ilaçlar, yan etkileri diğer ilaçların yan etkileri göz önüne alındığında, güvenilirdir. Radikal olan ve tedavi edilemeyen ritim bozukluklarında kullanılan öteki antiaritmik ilaçlar gebelik sırasında kesilmektedir. Bu ilaçlar daha az yan etkisi olan diğer ilaçlarla değiştirmek zorunda kalınabilir. Hamilelik döneminde özellikle bradikardiler, yani kalbin yavaş çalıştığı durumlar çok önemlidir. Normal yaşamda tolere edilebilen bazı kalp hızları
(45-50) hamilelik döneminde bebeğin beslenmesini olumsuz etkilemekte, düşük kalp hızları bebek için tehlike oluşturmaktadır.

Aritmi sorunu yaşayan bir kadın anne olabilir mi?
Gebelik döneminde normal bir kalpte bile ritimde bazı düzensizlikler olabilir. Ancak bu tolere edilebilir sınırlardadır. Çoğu zaman hastanın endişelerinin giderilmesi yeterli olmaktadır. Ancak hastanın daha önceden belirlenen bir ritim bozukluğu varsa ve gebelik planlanıyorsa, hastanın yakın takip altında olması gerekir. Çünkü ritim bozukluğu için kullanılan ilaçlar, betablokerler dışında, bebek için güvenli olmayan ilaçlardır. Bunun için ritim bozukluğunu radikal olarak kökten tedavi etme şansı varsa; elektrofizyolojik işlem ve radyofrekans kateter ablasyonu gibi girişimsel yöntemlerle bu mümkün olabiliyorsa, hastaların gebelikten önce bu tedavileri uygulatmaları gerekir. Çünkü işlem sırasında yoğun radyasyon alınmakta ve bu miktar da bebek için tehlike oluşturmaktadır. Bebek çok özel korumalarla, kurşun önlüklerle korunabilir ancak bu durum, hekimler tarafından tercih edilmemektedir. Bu nedenle hastaların bu işlemleri gebelik öncesinde yaptırmaları önemlidir.

Tedavi için hamilelere kalp pili takılabilir mi?
Tedavi bakımından, ‘henüz kalp pili takılması için erken’ gibi düşünülen ancak artık gebeliği gündemde olan bir kişinin kalbine pil takılması, gebelik öncesine alınabilir. Takılan kalp pili ile bebeğin yaşamının önündeki risk de engellenmiş olur. Kalp pili takılması işlemi anjiyo – elektro fizyoloji laboratuvarında yapılmakta, anne az da olsa radyasyona maruz kalmaktadır. O nedenle pil işleminin gebelik öncesine alınması bir avantajdır.

Kalbinde pille yaşayan bir kadın anne olabilir mi?
Bebeklik döneminde bile hastalara kalp pili takılabilmektedir. Birkaç aylık, hatta birkaç günlük bir bebeğe kalp pili takılabilir. Gençlerde de sıklıkla kalp pilinin takılmasının gerekli olduğu durumlar ortaya çıkabilir. Kalbinde pil olan kişiler sosyal yaşamlarında evlilik ve sonrasında çocuk sahibi olmak isteyebilirler. Bu kişilerin evlenmelerinde ve çocuk sahibi olmalarında bir sakınca yoktur. Kalbinde pille yaşayan kadınların anne olmalarının önünde bir engel bulunmamaktadır. Ancak bu durumdaki anne adaylarının normal gebelere göre yakın takibi yapılmalıdır. Kalp pili taşıyan hastaların pil kontrolleri zaten periyodik olarak 6 ayda bir yapılmaktadır. Kalp pili olan gebelerde hastanın ihtiyacına göre değişmek kaydı ile bu kontroller 3 ayda bir yapılabilir. Ancak bazı durumlarda ayda bir de yapılabilir. Buna doktoru karar verir. Bu kontrollerin hastaya ya da bebeğe bir zararı yoktur. Sadece kalp pilinin iyi bir şekilde çalıştığını ve yeterli desteği verdiğini görmek bakımından çok önemlidir.

‘Eyvah anne olamayacağım’ korkusu yaşamayın!
Kalp pilinin çocuğa da bir zararı bulunmamaktadır. Aksine, aritmi nedeniyle zarar görebilecek olan çocuğun anne karnında sağlıklı bir şekilde büyümesi için annenin kalbine pil takılmaktadır. Kalbinde pille yaşayan hamilelerin kardiyolog ve kadın doğum uzmanı ile iyi bir işbirliği içinde takipleri ve sağlıklı bilgi alış verişi yapıldığında, anne adayı için herhangi bir sorun yoktur. ‘Eyvah anne olamayacağım’ korkusu yaşamaları yersizdir. Kalp pili taşıyan hamileler normal doğum ya da sezaryen ile bebeklerini dünyaya getirebilir. Hamilelik süresince de normal sağlıklı anne adaylarının dikkat etmesi gerekenler dışında bir kurala da uymaları gerekmez.

Defibrilatör kullananlar dikkat etmeli!
Pek çok çeşit kalp pili vardır. Genellikle defibrilatörler dışındaki kalp pilleri için annenin ve bebeğin hayatını tehdit edici bir engel yoktur. Ancak defibrilatörler konusu biraz daha özel bir alanı ilgilendirmektedir. Defibrilatörler hayatı tehdit edici özelliği olan ritim bozukluklarında takılan kalp pilleridir. Elbette yaşamı tehdit edici ritim bozuklukları gebelik döneminde ve doğum esasında bir risk oluşturabilir. Bu hastalarda ancak çok özel durumlarda, çok dikkatli ve iyi bir değerlendirme sonucu bir gebeliğe karar verilmelidir.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=135073&cat=220&dt=2009/03/18

Gebelik (Hamilelik) Belirtileri

Gebelik belirtileri ile ilgili bu yazimizda sizlerle gebelik belirtilerinin nasil anlasildigi hakkinda bilgi paylasiminda bulunacagiz.

Her kadinin en buyuk arzusu suphesiz anne olmaktir. Iste annelige atilan ilk adimda vucudumuzda bazi degisiklikle sayesinde gebe oldugumuzu hissedebiliriz, peki bu degisiklikler nelerdir? Asagida yer alan gebelik belirtileri ve testler ile ilgili yazimiz ile sizlerinde aklindaki bu soru isaretinden kurtulacaginizi umuyoruz.

Gebelik (Hamilelik) Belirtileri
  • Adetim yaklaşık bir hafta geçikti. Hamile olabilir miyim?

  • 3 aylık hamileyim. Vajinamdan kan geldi. Herhangi bir zararı olabilir mi?

  • Dört aylık hamile olamama rağmen bebeğimin hareketlerini hissetmiyorum. Bebeğim sakat veya ölü olabilir mi?

  • Hamilelik döneminde jinekolojik muayenenin ve ultrasonun bebeğe bir zararı olur mu? Gebelik belirtileri ile ilgili çok sayıda soru geliyor. Bu nedenle gebelik belirtileri hakkında tüm bilgileri toplu olarak vermek istedim. öncelikle şunu belirtmek isterim: Gebe kalmak isteyen her kadın, gebelik öncesi mutlaka bir jinekolojik muayeneden geçmelidir. Bu hem gebenin, hem de bebeğin sağlığı için çok önemlidir. Gebelik belirtileri:

  • Beklenen adetin başlamaması

  • Memelerde dolgunluk, hassasiyet, meme ucunda koyulaşma, meme başında karıncalanma hissi

  • Karnın alt kısmında dolgunluk, şişkinlik ve bazen hassasiyet

  • Bulantı ve bazen kusma

  • Yorgunluk, uyku hali, baş dönmesi

  • Sık idrara çıkma

  • Vajina salgılarının artması

Bu belirtiler gebelik oluştuğu andan itibaren vücudunuzda salgılanmaya başlanan gebelik hormonlarının ve salgılanma miktarı artan östrojen ve progesteronun etkisiyle meydana gelir.

Bu fizyolojik hormonal değişikliklerin esas amacı vücudunuzun gebeliğe uyumunun sağlanması ve bebeğinizin gelişmesidir. Bu belirtiler muhtemel bir gebeliğin habercisidir. Kesin tanı için gebelik testi yapılmalı veya ultrasonda gebelik gözlenmelidir.

Gebeli testleri:

Gebelik rahim içinde (dış gebelik durumunda tüplerde ya da karın boşluğu gibi bir yerde) yerleştiği andan itibaren HCG adı verilen bir hormon salgılanmaya başlanır. Normalde kanda ve idrarda eser miktarda bulunan bu hormonun arttığının çeşitli testlerle gösterilmesi vücutta bir gebelik olduğunun kesin kanıtıdır. Kandaki ve idrardaki HCG seviyesinin bu hormona yapısal olarak çok benzeyen luteinizan hormon (LH) adlı yumurtlamadan sorumlu hormon ile karışmasını önlemek için HCG hormonunun beta fraksiyonu, yani ölçümü yapılır.

Kan testi (beta HCG): Adet gecikmesi birkaç günü bulduğundageçtiğinde gebelik testi yapılmaksızın vajinal ultrasonla gebeliktanısı konabilir. Abdominal (karından bakılan) ultrasonla iseadet gecikmesi en az bir hafta olmalıdır.

Kanda belli bir eşik seviyesine ulaştığında idrara çıkmaya başlar ve gebeliğin ilerlemesiyle idrardaki seviye artar. İdrarla yapılan gebelik testlerinin esası bu varlığının ya da yokluğunun saptanmasına dayanır. çeşitli testlerin hassasiyeti arasındaki farklılıklar idrardaki seviyeyi tanıyıp tanıyamamalarına bağlıdır. Hassas bir test idrarda gebeliğin en erken dönemlerindeki düşük seviyedeki tanıyabilirken, hassas olmayan testler gebelik biraz daha ilerleyip idrardaki seviye yükseldiğinde, yani daha geç bir dönemde gebeliği tanıyabilirler. İdrar testlerinde “gebelik müspet” sonucu alındığında hata oranı oldukça düşüktür. Ancak “gebelik menfi” sonucu veren testin bir süre sonra tekrarlanması uygundur. Eczanelerden alınan testler adet gecikmesinin 10 günden daha az olduğu durumlarda % 50 hata payı bırakmaktadır.
İdrar testleri varlığını ya da yokluğunu saptayabilirkenkan testleri kandaki seviyesini saptarlar. Böylece hormonsalgısının başladığı en erken dönemlerde, henüz adet gecikmesibile olmadan kanda seviyesi saptanarak gebeliğin tanısı konabilir,ya da gebelik oluşmadığı yönünde kesin karar verilebilir.

Erken gebelikte yapılan ultrasonografinin önemi:
Gebelik testinin müspet çıkması gebelik varlığının kesin kanıtıdır. Ancak gebelik testi yapıldıktan sonra hiç bir şikayetiniz olmasa bile en erken dönemde doktor kontrolüne gitmeniz önemlidir. Ultrasonografi incelemesi ya da gebelik çok erken dönemdeyse seri ultrasonografilerle gebeliğin yakın takibe alınması bu normal dışı durumların en erken dönemde ortaya çıkarılmasını sağlar.

Erken gebelikte normal dışı durumların erken tanısı tedavi şansınızı önemli derecede yükseltir. Erken gebelik döneminde yapılan ultrasonografinin en büyük yararlarından biri de son adet tarihiniz ile gebelik haftanız arasındaki uyumun belirlenmesidir. Erken dönemde yapılan ultrasonun gebelik haftasını belirlemedeki hata payı gündür, buna karşın miada yakın yapılan ultrasonun hata payı hafta olabilir. Bu incelemenin yapılmış olması gebeliğinizin ilerleyen dönemlerinde, belirttiğiniz son adet tarihi ile bebek ölçüleri arasında bir uyumsuzluk olduğunda çok önemli veriler sağlar.


takvim.com.tr

Gebelik ve Agiz Sagligi

Gebelik doneminde dis ve agiz sagligida cok onemli bir yer olusturmkatadir. Gebelik doneminde dis tedavisi ve agiz bakimi ile ilgili bazi tedavilerde sinirlanma olmaktadir mesela rontgen cekilemez ya da bazi agri kesici, antibiyotik gibi ilaclari kullanamazsiniz. Bu sebepten eger hamile kalmaya karar verdiyseniz mutlaka hamilelik oncesi bir dis chek-up i yaptirmanizda buyuk fayda olacaktir.

Asagidaki yazimizda bu konu ile ilgili genis ve aciklamali bilgileri bulabilirsiniz.

Planlanmış bir hamilelikte nasıl öncelikle muayene olup gerekli tetkikler yapılıyorsa gebelik öncesinde de tüm ağız içi muayene ve gerekli röntgenler alınmalıdır. Böylece önceden çeşitli önlemler alınarak sorunsuz bir gebelik geçirilebilir. Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Erhan Palamutçu, hamilelikte diş sağlığı ile ilgili merak edilenleri anlattı.

Hamile kadınlarda hormonal dengenin (östrojen, progesteron) ani değişimine bağlı olarak özellikle diş etleri diş iltihaplanmalarına çok eğilimlidir. Eğer dişler üzerinde biriken yiyecek artıkları tamamen temizlenmezse, “Gingivitis” adı verilen basit dişeti iltihabı gelişir. Diş etleri şişkin, kırmızı ve kanamalı bir hal alır. Bunu engellemek, etkili bir şekilde fırçalayarak ve diş ipi kullanarak mümkün olabilmektedir.

Ayrıca hamilelik döneminde iyi huylu diş eti tümörleri de gelişir ve gebelik sonunda kendiliğinden geçer.

Sabah bulantıları olan, sık sık kusan gebelerde ağız ortamı asit seviyesi yüksek olduğu için dişlerde aşınma, çürüme, hassasiyet oranı artar. Bu da yine iyi bakımla önlenebilir. Fakat kusmadan hemen sonra fırçalamak ortam asiditesinin maksimum olmasından dolayı pek tercih edilmez. Çünkü dişlerde arınma görülebilir. Bu yüzden kusmadan hemen sonra ağzı bol su ile çalkalamak ve ancak 20 - 30 dakika sonra dişleri fırçalamak daha uygundur. Gebe kadınlarda fırçalama bulantıyı artırıyorsa, en azından bol su ile ağzı çalkalamak yine de faydalı olacaktır.

Çevremizde anne karnındaki bebeğin, annenin vücudunda bulunan kalsiyumu çektiği ve dişlerini çürüttüğü gibi bir inanış vardır. Fakat bu doğru değildir. Bebek kalsiyumu önce tüketilen gıdalardan, sonra da annenin kemiklerinden sağlar. Hamilelik esnasında oluşan çürükler yetersiz ağız bakımı ve diğer faktörlerden kaynaklanır.

Gebeliğin ilk 3 ayı bebeğin oluşumunun başladığı ve en hızlı gerçekleştiği evrelerdir. Bu dönemde mecbur kalmadıkça diş uygulaması yaptırmaktan kaçınmak gerekir. Dişetlerinde şişme, kızarıklık, kanama arttığı için diş temizliği ve ağız hijyen eğitimi bu dönemde önemlidir. 3 – 6 ay arasındaki dönemde röntgen ve diş çekimi dahil, tüm uygulamalar yapılabilmektedir. Bu dönemde ihmal edilecek her sorun, ileride ağrı ile doğumun daha erken başlamasına sebep olabilir.

Bu yüzden başlangıçta, yani gebelik öncesi kontrolden geçmediyseniz bile 3 – 6 aylık dönemde mutlaka kontrolden geçilmelidir. İlk 3 aylık dönemde oluşabilecek sorunlarda mecbur kalınmadıkça daha çok geçici tedaviler uygulanıp, kalıcı tedaviler 3 - 6 ay arasındaki döneme veya gebelik sonrasına bırakılır. Hastanın kadın doğum uzmanıyla görüşülerek, düşük, erken doğum riski, aşırı korku, panik gibi faktörlerin elenmesi ile her dönemde diş çekilebilir, dolgu yapılabilir, apse tedavi edilebilir. Çünkü ağrının yaptığı stres bebek için daha zararlı olabilir.

Gebelik döneminde tükürük akışının azalmasıyla da, zaten hassas olan diş etlerinin tükürüğün yıkayıcı etkisinin azalmasıyla da daha kötü bir hal ortaya çıkabilir. Bu yüzden ağızda oluşan plak çok iyi bir şekilde uzaklaştırılmalı ve azalan tükürüğün yıkayıcı etkisi iyi fırçalama, diş ipi kullanımı ve bol su ile çalkalama ile önlenmelidir.

Gebelik döneminde oluşan apselerde, tetrasiklin grubu antibiyotikler dışındakiler kadın doğum uzmanıyla görüşülerek kullanılabilir. Eğer çok gerekli ise, röntgen de anneye giydirilen kurşun önlük ile çekilebilir. Gebelik döneminde direnç, dengeli beslenme, sağlıklı olma, ilaçlardan uzak durma, bebeğin gelişimi için en önemli faktörlerdir.

haberturk.com

Agrisiz Dogum Nasil Yapilir?

Bugun dogum yontemlerinden son yillarda en cok kullanilan methodlardan birisi olan Agrisiz Dogum yani Epidural Dogum ile ilgili bir makaleyi sizlerle paylasacagiz.

Ağrısız doğum yani epidural anestezi ozellikle normal dogumdan korkan anne adaylari icin gercekten cok guzel bir gelisme ve bu yontem sayesinde sezeryan dogum oranlrinda azalmalar yasamaya basladi.

Asagida yerlan epidural anestezi ile ilgili yazimizda nasil yapildigi, ne zaman kullanibilecegi, epidural bebegi etkiler mi, bebegime sut verebilirmiyim, felc riski var mi? Sorularinin yanitlarini bulabilirsiniz.

Anne olmak dünyanın en güzel duygusu ama çekilen doğum sancıları yüzünden kimi zaman bu duygular kabusa dönebiliyor. Tıptaki yeni gelişmeler sancısız doğuma imkan veren epidural anestezi yöntemi ile bu kabusu bitirdi...

Türk filmlerinin klasik sahnesidir; esas kız çarşafları tırmalayarak acılar içinde doğum yapar, müstakbel baba doğumhanenin kapısında sigara üstüne sigara içer... Doğum kadınların korkulu rüyasıdır aslında. Artık 'epidural anestezi' ile ağrısız doğum mümkün. Dr. Senai Aksoy konuyla ilgili merak edilenleri anlattı...

Epidural anestezi nasıl yapılır?
Epidural anestezinin başlıca amacı doğum ağrılarını tamamen ortadan kaldırmak veya en azından azaltmak. Diğer yandan annenin yorulmasını engelleyerek doğumun seyrini de kolaylaştırmak. Bir anestezi uzmanı tarafından gerçekleştirilen bu girişimin amacı rahim kasılmaları ve bebeğin doğum kanalında ilerlemesinden doğan ağrı duyusunu bloke etmek.

Basit bir işlem
İşlem kabaca steril koşullarda epidural aralığa bir iğne yerleştirilerek yapılır. Öncelikle uygun belkemiği aralığı tespit edilmesi için hastaya oturur veya yan yatar pozisyonda öne doğru eğilmesi söylenir. Gerekli temizlikler ve küçük bir lokal anestezi yapıldıktan sonra iğne doktor tarafından uygun bölgeye yerleştirilir.

İğne epidural aralığa girdikten sonra, bunun içinden çok ince katater adı verilen plastik bir hortum geçirilir. Bu esnada çok hafif geçici bir elektrik akımı hissi duyulması normal. Daha sonra katater yerinde bırakılarak iğne çekilir ve buradan anestezik madde verilir. Genel olarak 10 - 15 dakika içerisinde etki görülür ve ağrı duyusu ortadan kalkar.

Epidural anestezi ne zaman kullanılır?
Epidural anestezinin kullanımı annenin doğum esnasında aşırı yorulmasını engelleyerek doğum sonrasındaki iyileşme ve toparlanma süresini azaltır. Günümüzde hemen her doğumda kullanılması gereken bu işlem öncesinde işlemi gerçekleştirecek anestezi doktoru ile görüşüp muayene olmakta fayda var. Böylece epidural anesteziye engel olabilecek durumları önceden tespit etmek mümkün olabilir. Özellikle hipertansiyon, kalp hastalığı, sara gibi durumlarda epidural anestezi doğum esnasındaki ağrıya bağlı tansiyon değişikliklerini veya krizleri engeller.

Epidural anestezi bebeği etkiler mi?
Kullanılan anestezi maddesinin dozu çok düşük olduğundan bu anestezik maddenin bir kısmı plasentadan geçse de bebek üzerinde bir etki yaratmaz.

Bebeğime süt verebilir miyim?
Bu ilaçların anne sütüne geçen kısmı bebeği etkilemeyecek dozdadır.

Felç olma riskim var mı?
Kullanılan ilaçların bu tarz bir komplikasyon yaratma ihtimali sıfıra yakın. - Ağrılı bir işlem midir? İşlem öncesinde lokal anestezi yapıldığından işlem acısız seyreder.

bugun.com.tr


Epidural Anestezi (Ağrısız doğum) Hakkinda Videolari izlemek isterseniz asagida yer alan linklerden videolari gorebilirsiniz.

Epidural Anestezi Video
Epidural Anestezi (Agrisiz Dogum)

Gebelikte Olusan Cilt Catlaklarini Onlemek

Gebelikte olusan cilt catlaklari hamile bayanlarin en buyuk sorunlarindan birisidir.

Bundan dolayi hamilelikte olusan cilt catlaklarini nasil gecirebilirim, silt catlaklarini nasil onleyebilirim? sorularinin cevabini asagida yer alan gebelik doneminde cilt catlaklaarini onleme ile ilgili yazimizda bulabilirsiniz.

Anne adaylarının hamilelik döneminde yapacakları basit uygulamalarla önüne geçebileceği cilt çatlakları bir kere oluştu mu, tedavisi zor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Sn. Op. Dr. Figen Taşer Güney ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Hamilelik sırasında, özellikle karın, kalça, basen ve göğüs bölgesinde, cildin aşırı gerilmesi nedeniyle, kaşıntılar ve bir süre sonra da çatlaklar oluşur. Bu çatlaklara “stria” denir ve strialar bir kez oluştuktan sonra, tedavileri artık çok zordur.”

Özellikle, gebeliğin 3. ayından itibaren, bebeğin gelişimi ve kilo alımı nedeniyle karın bölgesinin gerilip, belirginleşmeye başlaması belirli bölgelerde elastikiyet ve kollajen kaybına neden oluyor. Cildin aşırı gerilmesi kaşıntılara ve bir süre sonra da çatlaklara dönüşüyor. Bu nedenle oluşan cilt çatlakları; doğum sonrası birçok annenin rahatsızlık duyduğu konular arasında.

Güney’e göre basit önlemlerle gebelikte oluşan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün. Bu yöntemler arasında;

• Cilde, masaj fırçası yardımıyla masaj yaparak, bu bölgelerdeki kan dolaşımını hızlandırmak,

• E ve C vitamini açısından zengin olan, cilt için yararlı meyve, sebze ve fındık gibi besinleri tüketmek,

• Bol bol su içmek,

• Yeterli uyku almaya özen göstermek ve

• Cildi yumuşak ve esnek tutacak, gerilme ile oluşan izleri önleyen, hamileler için özel olarak üretilmiş bir kremi her gün etkin bölgelere uygulamak yer alıyor.

Anne adayları uygulayacakları bu yöntemlerle hamilelik sonrasında da ciltlerinin esnek ve sağlıklı görünmesini sağlayabilir.

Hamilelikte meydana gelen cilt çatlakları ve diğer merak ettiğiniz konularla ilgili olarak www.guzelhamileyim.com sitesinden de daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

Unutmayın ki kendimizi iyi hissetmenin yolu iyi görünmekten, iyi görünmenin yolu da alınan önlemlerden geçiyor.

ekolay.net/kadin/

Gebelikte B3 Vitamini Almak

Gebelik ile ilgili bilgilendirme yazilarimizda bugun gebelik doneminde alacaginiz vitaminlerden Niasin yani B3 vitamini hakkinda bilgileri sizlerle paylasacagiz.

Asagidaki yazimizda niasin yani b3 vitaminin islevi, b3 eksikligi ve bs 3vitaminin nelerde bulundugu hakkinda bilgileri bulabilirsiniz.

Niasin B3 vitamini olarak da bilinen suda çözünen bir vitamindir.Niasin adı nikotinik asit ya da nikotinamidi belirtir ve her iki madde de vücuttaki bazı enzimlerin sentezininde görev alır. İsimleri çağrıştırsa da tütündeki nikotin ile bir ilgileri yoktur.

İşlevi
Canlı organizmaların çoğu gerek duydukları enerjiyi oksidayon-redüksiyon adı verilen bir işlem yolu ile elde ederler. Bu işlem elektron transferine dayanır. Niasin bu işlemlere yardımcı olan bir vitamindir.

Eksikliği
Şiddetli niasin eksikliğinin son formu pellegra adı verilen bir hastalıktır. Hastalık genelde düşük sosyoekonomik düzeye sahip ve beslenme bozukluğu olan toplumlarda görülür. 1700'lü yıllarda Avrupa'da yaygın olarak rastlanılan bu hastalık tahıl ve özellikle mısır ağırlıklı beslenen toplumlarda daha sıktır. Mısır aslında yüksek oranda niasin içerir ancak bu niasin bağlı formadır ve insanlar için besin değeri yoktur. Bununla birlikte mısırın neredeyse ana yiyecek maddesi olduğu Meksikada pellegra'ya rastlanmaz. Bunun nedeni büyük olasılıkla Meksikalıların mısırı pişirme ya da hazırlama tarzından kaynaklanmaktadır.

Pellegranın en önemli belirtileri deri, sinir ve sindirim sisteminde ortaya çıkar. dermatit (cilt inflamasyonu), diare (ishal), demans (hafıza bozukluğu) ve death (ölüm) hastalığın klasik belirtileri olarak bilinir ve 4 D kuralı olarak anılır.

Ciltte güneş ışınlarına maruz kalan bölgelerde simetrik olarak koyu renkli, kalın döküntüler ortaya çıkar. Zaten pellegra adı da eski İtalyancada kaba ya da çiğ deri anlamına gelen bir sözcükten gelmektedir. Öte yandan sindirim sisteminde parlak kırmızı bir dil, bulantı, kusma ve ishal sıkça rastlanılan belirtilerdir. Sinir sistemini ilgilendiren belirtiler ise başağrısı, dikkat bozukluğu, yorgunluk, depresyon ve hafıza kaybıdır.

Tedavi edilmediği taktirde pellegra ölümcül bir hastalıktır.

Niasin nelerde bulunur ?
Niasin açısından zengin besin maddeleri mantarlar, et, siyah etli balıklar, baklagiler ve maruldur. Yeşil yapraklı sebzeler, süt, kahve ve çay da daha olmak üzere niasin içerir. Mısır ve buğday gibi baklagillerde bulunan niasin büyük molekülere bağlı olarak bulunduğundan emilimi ve biyoyararlanimi çok iyi değildir.

100 gram Tavuk (beyaz et) - 10 mg
100 gram Hindi - 5.8 mg
100 gram Biftek - 3.1 mg
100 gram Somon Balığı - 8.5 mg
100 gram Ton balığı - 11.3 mg
1 Dilim Ekmek (tam buğday) - 1.1 mg
30 gr. Yer fıstığı - 3.8 mg
1 porsiyon Mercimek - 2.1 mg
1 porsiyon Taze Fasülye - 1.8 mg
1 fincan Kahve - 0.5 mg

Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Hamileler icin Beslenme Onerileri

Gebelik ile ilgili yazimizda anne adaylarimiz ve bebeklerinin sagligi icin dengeli ve faydali nasil beslenecekleri konusu hakkinda bilgi sahibi olabilirsiniz.

Gebelik doneminde beslemenin onemi buyuk oldugundan dolayi bu yazimizi okuyarak gunde ne kadar ve kac kalori yemeniz gerektigini ayrintilari ile birlikte bulabilirsiniz.

Anne ne ile beslenirse bebek de besin olarak onu alır. Peki ne yiyelim, ne kadar yiyelim? İşte o liste...

1500 kalorinin altına düşmeyin
Her insanın yaşına, boyuna, kilosuna göre alması gereken bir kalori vardır. Bu kalori insanın enerjisidir. Bir kadının ortalama günlük alması gereken kaloriyi 1800 olarak düşünürsek, hamile annenin buna ek olarak 200 kalori alması gerekir. Bu miktar 2 dilim ekmek ve 1 meyve demektir.

Demek ki düşünüldüğü kadar çok yemek yemeğe gerek yoktur. Bir gün için yapılacak küçük artırımlar yeterlidir. Eğer hamile kalan anne kilolu ise o zaman bu artırımı yapmaya gerek yoktur. Hatta çok az kısıtlamalar bile yapılabilir ancak yine doğru beslenmek şartıyla.

Anne eğer çok düşük kilolu ise o zaman bebeği düşük riski olacağından alması gereken enerjiye ek olarak yaklaşık 500-800 kalori verilir. Alınması gereken besinlerin miktarı annenin alması gereken kiloya göre planlanır. Günlük alınan kalori hiçbir zaman 1500 kalorinin altında olmamalıdır. Daha az beslenmek bebeğin sağlığını tehdit edebilir.

Karbonhidratı eksik etmeyin
Günlük beslenmemiz içersindeki ekmek, pilav makarna, çorbalar, sebzeler, meyveler bizim karbonhidrat kaynaklarımızdır. Günlük enerjimizin yarısından fazlasını bu kaynaklardan sağlamak gerekir. Bazen hamileler kilo almaktan korktukları için bu besinleri tüketmezler.

Oysa onlara çok ihtiyacımız vardır. Normalde zayıflama diyetlerinde de ilk kısılan besinler bunlardır. Yapılan önemli bir yanlıştır. Onlar olmadan vücudumuz istediği enerjiyi elde edemez. Kısa vadede bize güç veren kaynaklardır. Gereğinden fazla tüketmek kilo alımını kolaylaştırır ancak yetersiz tüketmek te başka hastalıkların oluşumuna neden olabilir.

En proteinli besin yumurta
Protein, kişinin sahip olduğu kiloya veya alması gereken kaloriye göre planlanır. Normalde kişinin sahip olduğu her kilo başına 0.8 gr protein verilebilir veya aldığı kalorinin yüzde 12-15 'i proteinlerden sağlanır. Hamilelerde bu proteine ek olarak günde 20 gr. protein verilir. Anne adayının normalde alması gerekenden daha fazla proteine ihtiyacı vardır. Sadece ne kadar protein aldığı değil bu hangi kaynaklardan sağladığı da önemlidir. Yumurta bildiğimiz en proteinli besindir.

Yumurtadan alınan proteinin tamamı vücut tarafından emilir. Et ve et ürünlerinin yüzde 50-60 vücut tarafından kullanılır. Bitkisel proteinlerin ise (kurufasulye, nohut, mercimek, soya) yüzde 20-30'u kadar emilir. Protein kaynakları genelde aynı zamanda yağ içerirler. Yağ kaynakları genelde katı yağlardır. Kan kolesterol değerlerini yükseltebilirler.

Yemeklere 1 kaşık yağ ilave edin
Aldığımız enerjinin yüzde 25-30 unu oluştururlar. Katı yağları süt, yoğurt ve et, yumurta gibi kaynaklardan alıyoruz. Sıvı yağ ihtiyacını da yemeklere kullanılan yağdan karşılamaktayız. Düşünüldüğü gibi sadece kilo alımına sebep olmazlar. Yağda eriyen vitaminlerin vücutta kullanılabilmesi için gereklidirler. Bu nedenle yemekler hazırlanırken 1 yemek kaşığı kadar yağ kullanmak gerekir. Salatalara da zeytinyağı gibi yağlardan 1 kaşık kullanılabilir. Fazlası vücutta yağ oluşumunu hızlandırır. Gün içersine bunların dağılımını yapmak düşünüldüğü kadar zor değildir. Dengeli olarak tüm öğünlere dağıtmak gerekir.

ekolay.net/kadin/

Gebelikte Karin Buyumesi

Gebelik ve Annelik ile ilgili yazilarimiza gebelikte karin buyumesi yazimiz ile devam ediyoruz.

Asagida yeralan yazimizda gebelik donemi boyunca karinimizin ne sekile, nekadar ve nasil buyuyecegi konusunda bilgileri ve onerileri bulabilirsiniz.

Hamile bir kadının belki de en önemli gurur kaynaklarından biri de gebelik sırasında büyüyen karnıdır. Pek çok kadın tanıdığı ya da tanımadığı herkesin karnına bakarak hamile olduğunu anlayacağı günü iple çeker. Karnı büyümeye başlayan hamileyi gören bir kişinin karnını göstererek bebek ile ilgili birkaç tatlı söz söylemesi genelde gurur okşayıcıdır. Öte yandan bunun tam tersi de doğrudur. Karnı nispeten küçük olan bir kadın hamile olduğunu bilen bir kişinin karnının küçük olduğunu söylemesi ile adeta yıkılır. Arkadaşlar arasında “bebek nerede”, “karnın çok küçük”, “bebek küçük mü olacak” şeklinde yapılan espriler anne adayında moral açısından çöküntüye neden olabilir. Oysa karnın büyüklüğü pek çok değişik faktörün etkisindedir ve her zaman bebeğin büyüklüğünü yansıtmayabilir.

Bir kadının dışarıdan bakıldığında hamile olduğu en erken 16. hafta civarında ve ancak çıplakken anlaşılabilir. Giyinik durumda ise büyüyen karın 20. haftalar civarında fark edilebilir. Hatta biraz iri yapılı kadınlar bol kıyafetler giyerek hamileliklerinin son dönemlerine kadar durumlarını gizleyebilirler. Gebelik karın büyüklüğünü sağlayan temel faktör bebeğin içinde bulunduğu uterus yani rahimdir. Hamilelik öncesinde yaklaşık 70-80 gram ağrılığında ve armut şeklinde olan rahim bebekle birlikte büyümeye başlar ve gebeliğin sonunda ağrılığı yarım kiloyu geçer. Rahim hamilelikten önce leğen kemiklerinin arkasında yerleşmiştir ve karın üzerinden elle hissedilemez. Hamilelik 12. haftaya ulaştığında büyümesine devam eden rahim kasıktaki tüy çizgisi civarına yükselir ve ilk kez leğen kemiklerinin üzerine çıkar. Bir başka deyişle gebeliğin ilk üç aylık döneminde pantolonların dar gelmesi bebeğe ve gebeliğe bağlı karın büyümesine değil annenin aldığı kilolara bağlıdır.

Büyüyen karın dışarıdan fark edilmeye başlayınca hamile kadınlar da kendilerini diğer hamile kadınlar ile kıyaslamaya başlarlar. Bunun sonucunda aynı gebelik haftalarında olmalarına rağmen kiminin karnı büyük kiminin daha küçük olduğu için endişeler de ortaya çıkar. Bu endişe özellikle karnı küçük olanlarda belirgindir. Hamile kadınların karnı toplumun o kadar ilgisini çeker ki karnın şekline bakarak bebeğin cinsiyetini tahmin etmek bir gelenek haline gelmiştir. Oysa karın şeklini ve büyüklüğünü belirleyen bebeğin cinsiyeti değildir. Pek çok faktör bu konuda etkili olabilir hatta bunlardan en önemlisi kadının genel vücut yapısıdır. Gebelikten önce zayıf olan kadınların karın duvarları ve karın bölgesindeki cilt altı yağ tabakası da ince olduğundan karın daha erken dönemde belirginleşir ve daha büyük ve sivri görünebilir. Bunun tam tersi şekilde iri yapılı, geniş kalça ve karına sahip kadınlarda ise karnın belirginleşmesi daha uzun zaman alabilir. Obez yani şişman kadınlarda ise gebeliğin sonlarına kadar kadının hamile olduğu anlaşılmayabilir. Zayıf bir kadında dıştan karın büyüklüğüne bakarak bebeğin boyutlarını tahmin etmek daha kolay ve gerçekçidir. Tüm bu bilgilerin sonucunda sadece karın büyüklüğüne bakarak bebeğin gelişimini ve büyüklüğünü değerlendirmenin hatalı sonuçlar verebileceği açıktır. Bebeğin durumunu değerlendirmede önemli kriterlerden birisi rahimin tepe noktasının karın içindeki yerleşimidir. Rahimin tepe noktası 22-24. haftalar civarında yaklaşık göbek deliği hizasındayken haftaların ilerlemesiyle birlikte yukarıya doğru ilerler. Uterusun karın içindeki yüksekliğine bakarak gebelik haftası tahmin edilebilir. Eskiden gebelik takipleri sırasında gebeliğin haftasını saptamak için leğen kemiklerinin ortada birleştiği yerden rahimin tepe noktasına kadar olan mesafenin mezura ile ölçülmesi sıkça kullanılırken günümüzde ultrasonun yaygın kullanıma girmesi ile bu yöntem de terk edilmiştir. Bebeğin tahmini kilosunu ve büyüklüğünü değerlendirmede en etkili yöntem ultrasonografidir. Ancak bu teknikte de yanılma payının olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Hamilelik öncesinde aynı boy ve kiloda olan, hamileliğin aynı haftalarında bulunan ve hamileliğin başından beri aynı miktarda kilo alan kadınlarda bile karın büyüklük ve şekli normalde birbirinden farklıdır. Kişilerin karın adeleleri, karın cilt altı yağ tabakası, daha önceden doğum yapıp yapmadığı, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının miktarı gibi pek çok faktörün yanısıra bebeklerin kiloları arasındaki değişiklikler de annelerinin karınlarının birbirinden farklı olmalarına neden olur. Nasıl ki normal erişkinlerin kiloları birbirinden farklı olabiliyor ise anne karnında gelişimini sürdüren bebeklerin ağrılık ve büyüklükleri de birbirinden farklı olabilir. Önemli olan bebeğin büyükük ve tahmini ağrılığının o gebelik haftası için belirlenen alt ve üst sınırlar içinde yer alması yani normal olmasıdır.
Çok ince ve küçük karınlı bir kadın iri bir bebek doğurabileceği gibi büyük karınlı bir anne adayından da minyon bir bebek dünyaya gelebilir.

Son olarak çoğul gebeliklerde doğal olarak karın büyüklüğü içerideki bebek sayısı ile doğru orantılıdır. Ne kadar çok bebek varsa karın o kadar büyüktür.

Büyüyen karının kadında yarattığı en önemli değişiklik ise çatlaklardır. Hızla büyüyen karın deride gerilme ve çatlaklara neden olabilir. Çatlak oluşumunda en önemli faktörlerden birisi kişinin genetik yapısıdır. Bu sıvı içerek derinin elastikiyetini arttırmak çatlak oluşumuna karşı alınabilecek en basit önlemdir. Bunun dışında çatlak oluşumunu önlemek amacıyla cildi nemlendiren pek çok krem ve losyon her zaman işe yaramasa da kullanılabilir.

Hamilelik sırasında karın büyürken ortaya çıkan gerilmenin doğal sonucu olarak göbek deliğinde de gerilme meydana gelir. Gebelik 20 hafta civarına ulaştığında hem arkadan rahimin baskısı hem de gerilme nedeni ile göbek deliğinde hassasiyet meydana gelebilir. Ayrıca büyümesi sırasında karnı kaplayan kaslarda hafif bir ayrılma meydana gelebilir. Bu ayrılma da göbek deliğinde hassasiyete neden olabilir.

Gebelik ve rahim büyümeye devam ettikçe hassasiyet azalır ancak göbekte meydana gelen değişimler devam eder. Hamilelik öncesinde çukur bir göbek deliği olsa bile bu düzleşebilir. Hatta gebeliğin sonlarına doğru göbek deliği dışarıya doğru çıkıntı yapabilir. Bazı kadınlar zaten şiş olan karınlarındaki bu ek çıkıntıyı eğlenceli bulurken bazı kadınlar da özellikle ince kıyafetler giyildiginde dışarıdan belli olmaması için küçük bir yara bandı ile bastırmayı tercih ederler. Böyle bir uygulamanın herhangi bir zararı yoktur.

Gebelik sırasında karında görülen bir başka değişiklik ise orta hat boyunca uzanan koyu renkli çizgidir. Linea nigra adı verilen bu çizgi esmer tenlilerde daha belirgindir. Linea nigraya yol açan faktörler tam olarak bilinmemekle birlikte bu çizgi doğumdan bir süre sonra kaybolur.

Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Dogum Izni Nasil Alinir?

Gebelik donemi ile ilgili yazilarimizda bugunku konumuz dogum izni. Gebelik doneminin sonlarinda calisan annelerin merak ettigi konulardan biri olan dogum izni ile ilgili bilgileri asagida yeralan yazimizda ayrintilari ile bulabilirsiniz.

Doğum öncesi ve sonrasında annelere verilen birçok yasal hak var. Peki siz bu haklarınızı biliyor musunuz? Yanıtınız "hayır" ise Er Sigorta Mali ve İdari İşler Sorumlusu Hatice Tokgöz'ün söylediklerine kulak vermenizde fayda var.

Bir anne adayının doğum izni ne zaman başlar?
Hatice Tokgöz: İş kanunun 74. maddesine göre bir anne adayının doğum izni doğumdan sekiz hafta önce başlar.

Gebelik normal şartlar altında 40 hafta olduğuna göre başlama zamanı 32. haftaya tekabül eder.

Hamilelik döneminde ve doğum sonrasında izin süresi ne kadardır?
Hatice Tokgöz: İzin süresi 8 haftası doğumdan önce, 8 haftası doğumdan sonra olmak üzere toplam 16 haftadır. İstendiği takdirde, sağlık durumu iyiyse ve doktor onay veriyorsa doğumdan üç hafta öncesine kadar çalışılabilir. Çalışılan bu süreler doğum sonrası izne eklenir. İstenirse bu süreler sonunda işçi 6 aylık ücretsiz izin kullanabilir ve bu süre yıllık izin sürelerini etkilemez.

Çoğul gebeliklerde süre daha uzun mudur?
Hatice Tokgöz: Çoğul gebeliklerde ise doğumdan önceki sekiz haftalık süreye iki hafta daha ilave edilir.

Hamileliğini sağlıklı geçiren bir anne adayı tüm iznini doğum sonrası kullanma hakkına sahip midir?
Hatice Tokgöz: Daha önce de belirttiğimiz gibi ancak doğumdan üç hafta öncesine kadar çalışılabilir ve bu süre doğum sonrası süreye eklenerek kullanılabilir.

SSK'lı, Bağ-kur'lu ve Emekli Sandığı mensubu anne adaylarının gerekli izni alması için izlemesi gereken prosedür nedir?

* Firmanızın muhasebe bölümünden çalıştığınız firmanın hangi sigorta müdürlüğüne bağlı olduğunu öğrenmelisiniz. Firmanın adresine göre doğru kuruma gidilmesi gerekir. Aksi takdirde size işlem yapmazlar.

* Doktorunuzdan beklenen doğum tarihini öğrenin. Bu tarihten en fazla 8 hafta öncesini hesaplayın ve randevu almanız gereken günü hesaplayın. Kadın doğum bölümünden herhangi bir doktordan randevu alın.

* İşyerinizden aldığınız vizite kağıdı ve sağlık karnesiyle sigorta hastanesine gidin. Doktor doğum tarihi konusunda sizinle aynı fikirde olursa size doğum izin belgesini verecektir. Doktor raporu almadığınız takdirde doğum öncesi izin hakkınızı hukuki olarak kaybedersiniz.

* Bu belgeyi saklamanız gerekir. Doğum ücretinizi almak için bu belgeye ihtiyacınız olacak. Ve doğum izniniz bu belgenin verildiği tarihte başlar.

haberaktuel.com

Gebelikte Kalp Carpintisi

Gebelik donemi ile ilgili yazimizda bugun sizlerle gebelikte gorulen kalp carpintilari ile ilgili bilgileri paylasacagiz. Asagida yer alan yazimiz da yeralan bilgilere gore gebelik doneminde gorulen kalp carpintilari kansizligin habercisi olabiliyormus.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Oğuzhan yaptığı açıklamada, hamilelik döneminde, oluşan yeni şartlara uyum sağlamaya çalışan vücutta bazı değişiklikler meydana geldiğini hatırlattı.

Bu değişikliklerin başında kalp ve damar sistemindeki değişikliklerin yer aldığını ifade eden Oğuzhan, şu bilgileri verdi:

Anne karnındaki bebeğin besin ve oksijen ihtiyacını karşılamak için annenin kan miktarı artar. Daha fazla kanı pompalamak zorunda kalan kalbin işi de fazlalaşır. Bu durum sonucunda kalp atım sayısında yüzde 20 oranında artış olur. Kalbin atım sayısındaki artış anne tarafından çarpıntı olarak hissedilebilir. Bu durumda çarpıntı, anne kalbinin gebelik sürecine uyumunu gösteren normal bir bulgudur. Dolayısıyla çarpıntı ve özellikle gebeliğin son aylarında ortaya çıkabilen hafif nefes darlığı her zaman kalp hastalığına bağlanmamalıdır. Ayrıca özellikle gebeliğin ilk altı ayında görülen hafif tansiyon düşüklüğü normal bir durumdur. Ancak, bu kalp çarpıntıları bazı durumlarda bazı sağlık sorunlarının habercisi de olabilir. Bu konuda bilinçli olunması gerekmektedir.“

Hamilelik durumunun bazen gizli haldeki kalp hastalığını açığa çıkarabileceğini bildiren Oğuzhan, hamileliğin kalp üzerine getirdiği yükün gizli haldeki kalp hastalığını aşikâr hale getirebileceğini, anne adaylarının yüzde 2´sinde bu duruma rastlandığını belirtti.

Bazı etkenlerin de hamilelik döneminde görülen kalp çarpıntılarını artırabileceğini ifade eden Prof Dr. Oğuzhan, ”Anne adayının kendini fazla yorması, stres, aşırı çay veya kahve tüketmesi kısa süreli çarpıntılara neden olabilir. Bu durum adeta göğüs kafesinde bir kuş kanat çırpıyormuş gibi hissedilir. Çarpıntı esnasında gebenin istirahat etmesi, yüzünü soğuk su ile yıkaması, göz kürelerine el ile hafif basınç uygulaması çarpıntıyı sonlandırabilir. Ancak çarpıntı sık tekrar ediyor ise bir kalp uzmanına başvurması gereklidir“ diye konuştu.

Hamilelik dönemindeki kalp çarpıntılarının kansızlığın da habercisi olabileceğini vurgulayan Oğuzhan, şöyle devam etti:

”Çarpıntı bazen kansızlığın habercisi de olabilir. Gebelerde kan miktarı arttığı için kanın yapımı için gerekli olan demir ihtiyacı da artar. Bu ihtiyaç karşılanamazsa kansızlık oluşur. Bu nedenle hamilelik döneminde normal olarak kabul edilen kalp çarpıntılarının fazla olması, annedeki kansızlık sorununun göstergesi de olabilir. Bu durumda anne adayı yorgunluk, güçsüzlük, baş dönmesi ve sürekli uyumaktan şikayet eder. Rengi soluk görünür. Kansızlık teşhisi tam kan sayımı ile konur. Tedavisinde demir içeren ilaçlar verilir. Ayrıca ilave olarak demir içeriği yüksek olan sakatat, kuru üzüm, kuru baklagiller ve pekmez gibi besinler önerilir.“

http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/11047659.asp?gid=245

Saglikli bir Gebelik Gecirmek Icin

Hamile oldugunuzu ogrendikten sonra yasaminizda bazi seyleri degistirmek zorunda oldugunuzu biliyorsunuz. Asagidaki yazimizda gebelik doneminizde saglikli bir gebelik gecirmeniz icin bazi onerileri bulabilirsiniz. Yazimizda saglikli gebelik gecirmek icin sorulari ve bu sorularin cevaplarini aciklamalari ile birlikte bulabilirsiniz.

Hamilelik süreci ile ilgili doğru bilinen yanlışlar ve diğer konularla ilgili olarak Anadolu Sağlık Merkezi Ataşehir Tıp Merkezi’nden Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Meltem Çam, on soruda bilgi verdi.

Anne adayı size geldiğinde ilk olarak hangi testleri yapıyorsunuz?
Gebelik başladıktan sonra ilk etapta yani beklenen adet günü geçtikten sonra, gebeliği tespit için kanla ya da idrarla bir gebelik testi yapıyoruz. Ultrasonla gebeliği tespit etmeye çalışıyoruz. Gebeliğin ultrasonla ilk değerlendirilmesi son adetten 5 hafta sonra yapılıyor.

İlk üç ay içinde başka testler uygulanıyor mu?
İlk üç ay içerisinde herhangi bir genetik anormallik olup olmadığını belirlemek için yaptığımız ilk test, ikili test dediğimiz tarama testidir. Bu testle, kanda iki tane özelliğe bakıyoruz. Annenin kanına bakılırken ultrasonla da bebeğin bazı ölçümleri yapılıyor. Bebeğin ensesindeki kalınlığa bakılıyor. Çünkü ense kalınlığı arttığı zaman bebeklerde bazı genetik anormallikler ya da kalp anormalliklerinin riski artıyor.

Bu anormallikler neler olabiliyor?
Sık bilinen Down sendromu var, yani Mongolizm. Bir de daha ender görülen trizomi 13 ya da 18 dediğimiz, döllenme sırasında oluşan genetik kodlama hataları görülebiliyor. Bizi en çok rahatsız eden ise Down sendromu. Çünkü Down sendromlu doğan bazı çocuklar, uzun yıllar yaşayabiliyor, eğitim alabiliyorlar. Ama bir ailenin Down sendromlu bir bebek sahibi olması gerçekten çok sıkıntılı bir durum. Biz bu sorunu tespit edebiliyoruz. Eğer ailenin onayı varsa, doktor onayı da varsa gebelik 3-3,5 aylıkken sonlandırılabiliyor. Fakat bu bebeklerin doğduktan sonra yaşama olanağının olması, gebeliğin sonlandırılmasını tartışmalı bir konu haline getiriyor.

İkili testten sonra hangi testler yapılıyor?
İkili testten sonra 16. ve 19. haftalarda üçlü test var. Yaklaşık olarak gebeliğin 3,5 ayında ikili teste benzer şekilde anne kanı alınarak yapılan bir testtir. Fakat her iki test için de bunların tarama testleri olduğunu belirtmemiz gerek. Anneden kan alarak bebekle ilgili fikir sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Bu testler hiçbir zaman yüzde yüz kesin sonuç vermiyor. Ancak size istatistiki veri sağlıyor. Böyle bir çocuk sahibi olma riskiniz binde bir ya da yüzde bir gibi. Bu risk hep vardır. Bu riski ortadan kaldıramazsınız. Tarama testi olduğu için annenin kuşkularını da aslında ortadan kaldırmaz.

Yüzde 100 tespit sağlamak için ne yapılabilir?
3,5-4 ay olduğunda anne karnından ince bir iğneyle girip bebeğin suyundan örnek alınabiliyor. Bunu tahlile gönderiyoruz ve bebeğin genetik yapısı inceleniyor. Bu yöntem bebek hakkında genetik olarak yüzde 100 kesin bilgi veriyor. Biz buna amniyosentez diyoruz. Aynı şekilde bebek kanı alınarak da yapılabiliyor fakat bunun düşük riski daha yüksektir.

Gebelikte diyabet riski çıktığında ne tür önlemler alınıyor?
Gebeliğiin 24-28 haftaları arasında 50 gr. şeker yükleme testini yaptıktan sonra sonuç belli bir sınırın üzerinde çıktıysa hastayı doğrudan gebeliğe bağlı diyabet olarak kabul ediyoruz. 50 gram yükleme de bir tarama testi ve onun da bir yanılma payı var. Eğer bu testte yüksek çıkarsa bizi yanıltmasın diye bir de 100 gram yükleme testi yapıyoruz. Bu yüklemeyi herkesten istememe nedenimiz ise güç olmasıdır. 3 saat takip gerektirir. Bunların sonucunda hastanın gebeliğe bağlı diyabetli olduğuna karar verdiğimizde ilk etapta hastaya diyet öneriyoruz ve kontrole alıyoruz. Diyetle şekerini kontrol altına alırsak devam ediyoruz. Ama diyetle halledemezsek o zaman insülin kullanmaya başlıyoruz. İnsülin kullanmamızın nedeni de insülin bebekle anne arasındaki bariyeri aşmıyor.

Gebelikte diyabet, ne tür riskleri beraberinde getiriyor?
Bebek sürekli çok şekerli bir ortamda olduğu için normalden fazla büyüyor. Doğum travmaları artıyor. Çünkü o kadar büyük bir bebeği doğurmaya çalıştığınızda normal doğumda hem anneye hem de çocuğa zarar verebiliyor. Diyabetik bebeklerin kiloları genelde gövde ve omuz çevresinde oluyor. Bebeğin kafası çıkıyor ama ondan sonra omuz takılıyor ve çok büyük bir risk oluşturabiliyor. Bebeğin iri olmasını sezaryenle aşabilirsiniz. İkinci problem bebeklerin akciğerlerinde bulunan sürfaktan denilen bir madde var ve bu madde akciğerlerinin düzgün genişleyip, düzgün solunum yapmasını sağlıyor. Diyabetik bebeklerde akciğer gelişimi de problem oluyor. Akciğerler daha geç ve güç gelişiyor. Bu bebekler, akciğer gelişimi problemi yaşıyorlar. Diyabetik annelerin de bebeklerinde bazı anormallikler görülebiliyor. Kalp problemleri daha sık görülüyor. Diyabetik annelerin bebeklerinde 28. haftada mutlaka fetal eko da yapmak gerekiyor.

Erken doğum riski dönemi bittikten sonra, gebeler hangi aşamalardan geçiyor?
28. haftadan sonra erken doğum riskinin bittiği dönem olan 37. haftaya kadar hastayı özel durumlar haricinde idrar tahlili ve kan sayımlarıyla takip ediyoruz. 37. haftadan sonra önemli olan doğum zamanını tespit etmek ve sağlıklı olarak bebeğin doğumunu sağlamaktır. 37. Haftadan sonra bebeğin büyüklüğünü ultrasonla takip ediyoruz. Bebeğin içinde bulunduğu su kesesine bakıyoruz; çünkü su miktarı önemli. Bir de kardiyotokografi dediğimiz bir alet var, bebeğin kalp atımlarının düzenli olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bebeğin kalp atımları da çok önemli, çünkü bebek anneden rahat oksijen alabiliyorsa kalp atımları da normal oluyor. Fakat bir sorun varsa annenin doğumunun başlamasını beklemeden müdahale ederek bebeğin doğumuna karar veriyoruz.

Gebelikte vajinal muayenenin yanlış olduğuna dair bir inanış var. Bu ne kadar doğrudur?
Biz gebe hastayı gerek vajinadan elle muayene ettiğimizde, gerekse vajinadan ultrasonla baktığımızda hasta tarafından bir dirençle karşılaşıyoruz. Özellikle hastanın kanaması olduğunda ya da düşük şüphesi olduğunda doğru kararı verebilmek için mutlaka bu muayeneleri yapmak gerekir. Sadece bebeğin eşinin (plasenta) aşağıda olduğu özel durumlarda bu muayeneler sakıncalı olabilir.

Cinsel ilişki kaçıncı aya kadar normal şekilde devam edebiliyor?
Erken doğum ya da düşük tehdidi varsa hastaya cinsel ilişkiyi yasaklıyoruz. O da sadece sperm faktöründen dolayıdır. Onun dışında bilgi olarak son bir aya kadar anne adayları normal bir şekilde aktif cinsel hayatına devam edebilir.


http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/467720.asp

Dogumun Yaklastigini Nasil Anlariz?

Gebelik doneminde son doneme girmis anne adaylarimizin en buyuk korkusu dogumun aniden olma olasiligidir. Bizde bunun icin bu yazimizda sizlere yaklasan dogumun belirtileri nelerdir bunlari paylasacagiz.

Asagida yeralan yazimizi okuduktan sonra dogumun yaklastigini nasil anliyacaginiz konusunda bilgi sahibi olmus olacaksiniz.

Büyük olasılıkla tüm gebeliğiniz boyunca etrafınızdaki pekçok kadın size kendi doğum öyküsünü anlatacak, bazısı çok zorlandığını bazıları da çok rahat bir doğum yaptığını söyleyecektir. Bu hikayelerin ortak yanı hiçbirinin diğerinin aynısı olmamasıdır. Gerçekten de doğum eylemi özel bir durumdur. Farklı kadınlarda değişik şekillerde olduğu gibi aynı kadının farklı doğumları da birbirinden çok değişik olabilir.

Doğum eyleminin farklı olmasına karşın yaklaşan doğumun belirtileri genelde benzerdir. Her kadında tüm belirtiler olmayabilir ancak varlığı doğumun irkaç gün ile birkaç hafta arasında gerçekleşebileceğini gösterir.

Hafifleme: Bebeğin aşağı inmesi
Gebeliğinizin son dönemlerine nefes almada zorlanmaya başlamanız normaldir. Bebeğinizin artık diyafram kasını iyice yukarı doğru itmesi ve göğüs boşluğunun azaltması bunun temel nedenidir. Doğum yaklaşırken bebeğin kafası doğum kanalına doğru iner. Bu sayede göğüs boşluğu ve diyaframınız üzerindeki baskı azalır. Artık daha rahat soluk alıp verebildiğinizi ve sanki hafiflediğinizi hissedebilirsiniz. Öte yandan bebeğin başının aşağıya inmesi mesaneniz üzerindeki baskının artmasına neden olur. Bunun sonucunda da tıpkı gebeliğinizin erken dönemlerinde olduğu gibi sık sık idrara çıkma gereksinimi duyarsınız.

Bebek aşağıya indiğinde dışarıdan bakanlar karın yapınızın değiştiğini söyleyebilirler. Ya da nadiren ne siz ne de dışarıdan bakanlar böyle bir değişimin farkında olmayabilirler.

Nişan gelmesi
Gebelik sırasında rahim ağzı sümüğümsü bir yapı ile doludur. Mukus tıkaç adı verilen bu birikmiş salgılar bebeği dış etkenlere karşı korur. Doğumun yaklaşması ile birlikte rahim ağzı gevşemeye başlar ve bu tıkaç düşer. Halk arasında bu durum nişan gelmesi olarak adlandırılır ve doğumun artık çok uzak olmadığı gösteren işaretlerden birisidir.

Suyun gelmesi
Her 10 hamile kadından birisinde amniyon kesesi beklenmedik bir zamanda yırtılır ve amniyon sıvısı dışarı boşalır. Suyun gelmesi olarak adlandırılan bu durum da doğumun yaklaştığını gösterir. 36. haftadan sonra suyun gelmesini takiben genelde 24 saat içinde eylem kendiliğinden başlar. Suyunuz geldiğinde zaman kaybetmeden doktorunuzu arayın. Amniyon kesesi açıldıktan sonra bebeğinizi enfeksiyonlara karşı koruyacak hiçbir bariyer kalmadığından asla vajina içerisine tampon gibi maddeler yerleştirmeyin ve cinsel ilişkide bulunmayın.

Aşırı enerjik olma
Tüm hamileliğiniz süresince kendinizi çok bitkin ve yorgun hissedebilir ve fırsat bulduğunuz her an ufak bir şekerleme yapmak gereksinimi duyabilirsiniz. Bu hamilelikte çok nadir krşılşılmayan bir durumdur. Ancak bir sabah uyandığınızda kendinizi bir anda çok enerjik hissedersedip temizlikten alışverişe pekçok işi yapak için koşuşturur vaziyette bulursanız şaşırmayın. Pekçok kadın doğumdan kısa bir süre önce bu şekilde hissetmektedir.

Şart olmamakla birlikte aşağıdaki belirtiler de doğumun yaklaştığını düşündürür.

* Vajinal akıntıda artış. Akıntının rengi büyük olasılıkla pembe ya da kahverengidir.
* Hafif karın krampları ile bereber rahimde çok şiddetli olmayan sertleşmeler ve gevşemeler.
* Hafif kilo kaybı
* Bel ve sırtta gelip giden künt bir ağrı
* Kramplar ile birlikte sık görülen barsak hareketleri
* Pelvik ve rektal (makat) alanda dolgunluk hissi
* Muayende rahim ağzında yumuşama ve incelme

Tüm bu bulguların görülmesinin şart olmadığını, kadından kadına değişebileceğini unutmayın.


Kaynak: Dr.Alper Mumcu (mumcu.com)

Hamileyken Seyahat Edebilirmiyim?

Asagida yeralan yazimizda hamilelik doneminde seyhata ile ilgili sorularinizin yanitini bulabilirsiniz.

Çoğu gebe kadın için seyahatin en iyi olduğu zaman, gebeliğin orta dönemleridir. Bu dönemde vücudunuz bebeğe daha iyi adapte olmuştur ve daha fazla enerjiye sahipsinizdir. Sabah yorgunluğu daha az görülür, komplikasyonlar daha azdır. En iyi rehber kendinizi nasıl hissettiğinizdir. Seyahat tercihini yaparken gideceğiniz yere ne kadar sürede ulaşacağınızı hesap etmelisiniz. En hızlı olanı (uçak) en idealidir.

Hangi tür seyahati seçerseniz seçin, aşağıdaki kural ve önerileri göz önünde bulundurursanız daha rahat yolculuk yapabilirsiniz. Yolculuk sırasında:

• Her iki saatte bir hafif yürüyüş yapın. Bacaklarınızdaki şişmeler azalacak ve kendinizi daha rahat hissedeceksiniz.

• Bağsız olan geniş, rahat elbise ve ayakkabılar giyiniz.

• Kraker, meyve suyu ya da diğer hafif gıdalardan alarak, mide bulantısını önleyebilirsiniz.

• Evinizden uzakta iken yemeklerinizi düzenli yiyin. Yemekleri besleyici ve dengeli olduklarından emin olun. Böylece daha fazla enerji toplayacak, kendinizi daha rahat hissedeceksiniz. Lifli gıdalar alarak seyahatte sorun olabilecek kabızlığın önüne geçebilirsiniz.

• Bol sıvı alınız.

• Seyahat uykunuzu bozabilir. Bu durumda doktorunuzla görüşmeden önce herhangi bir ilaç almamalısınız.

• Daha fazla uyumaya ve istirahat etmeye çalışınız. Böylece yorgunluk ve huzursuzluk hissetmeyeceksiniz.

• Evden uzakta iseniz, gebeliğin seyri ve bazı tetkik sonuçlarını içeren bir sağlık raporunun kopyasını yanınızda taşıyınız.

• Birkaç haftadan daha uzun süre tatil düşünüyorsanız doktorunuzda acil durumlar için başvuracağınız yer veya doktor ismi önermesini isteyiniz.

Yabancı ülkelere seyahat
Eğer yurtdışı gezisi planlıyorsanız, planlarınızı doktorunuzla tartışınız. Yurtdışı gezisinin sizin için güvenli olup olmadığına karar vermenizde yardımcı olacaktır. Seyahatte ne gibi adımlar atmanız gerektiği konusunda size bilgi verecektir.

Kirli gıda ve su
Bir ülkeye seyahat sırasında ülkenizde olmayan birçok sorunla karşılaşabilirsiniz. Ülkenin yerlileri yiyecek ve içeceklerdeki mikroorganizmalara alışmış olabilir. Aynı mikroorganizmalar turistleri hasta edebilir. Bu durum bir şehre ya da kırsal bölgeye ziyaret sırasında da geçerlidir. Gebe olmayan biri için turist ishali, fazla rahatsızlık verici olmadığı halde, gebe bir kadın için çok önemli olabilir.

• Sadece saf olarak şişelenmiş su, yumuşak içecekler ya da sıcak çay içiniz.

• İçeceklerinizde buz bulundurmayın. Saf olmayan suyla yıkanmış bardakları kullanmayınız.

• Şişe ya da kağıt bardakla içeceklerinizi tüketiniz.

• Çiğ ya da az pişmiş etten uzak durunuz. Bu gibi etler özellikle koyun eti düşüklere neden olan, toksoplazma denilen bir organizma ile kontamine olmuş olabilir.

• Soyulmadan ya da pişirilmeden taze sebze ve meyveleri yemeyiniz.

• İçtiğiniz sütün pastörize olduğundan emin olunuz. Eğer ishalseniz bolca sıvı içiniz ve doktora danışmadan ilaç almayınız. Doktor gebelik için güvenli bir tedavi düzenleyecektir.

kaynak: http://www.ekolay.net/kadin/ana_detay.asp?Page=0&PID=367&HaberID=483669

Gebelikte Cinsellik ile ilgili Bilmeniz Gerekenler

Asagidaki saglik yazimizda gebelik doneminde cinsellik ile ilgili faydali bilgileri bulabilirsiniz.

Neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bebeğinizi beklerken cinsel yaşamınız hakkında tüm merak ettiklerinizi Op. Dr. Tevfik Yoldemir’e sorduk.

Hamilenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki progesteron ve östrojen hormonları, anne adayının yumuşak düzgün bir tene, parlak saçlara ve kendini iyi hissetmesine neden olduğu gibi, cinsel organlarda da bazı değişikliklere neden olur. Yüksek östrojen seviyeleri genital organlardaki kan akımını artırır ve dokularda kısmi su tutulumuna neden olur, buna bağlı olarak vajina ve küçük dudaklar, tıpkı cinsel uyarılma esnasında olduğu gibi gergin ve dolgun hale gelir. Bu da duyarlı sinir uçlarını daha hassas hale getirir.

Genital bölgedeki kan akımı artışı, vajinal salgılarda artışa neden olur ki, bu da cinsel birleşmenin normalden daha evvel gerçekleşmesine zemin hazırlar. Hamileler çoğunlukla, cinsellikten hamilelik öncesinde almadıkları kadar keyif alma eğilimindedirler.

İYİ BİR CİNSEL YAŞAM, ANNE ADAYINA NE KAZANDIRIR?
Halsizlik, uyku hali, bulantı ve kusma gibi hamileliğin erken belirtilerinin etkisiyle 1. trimester’da tipik olarak hamilelerde cinselliğe ilgi azalır. 2. trimester’da cinselliğe ilgi artarken, 3. trimester’da cinsel haz kalitesinin artmasına rağmen, ileri derecede büyümüş bir karınla hareket kısıtlılığı ve yukarıda bahsettiğimiz korku ve endişelerle hamilelerin olaya tam konsantre olamamaları, cinsel ilgide azalmaya neden olur.

İyi bir cinsel birliktelik, çiftlerin birbirlerine daha yakınlaşmasını sağlayıp; hamilenin duygusal, alıngan, kırılgan mizacı nedeni ile olası problemlerin çözümünde çiftlerin daha toleranslı olmasını sağlayacağı gibi, anne ve babalığın ilk günlerdeki problemlerin çözümünü de kolaylaştırır. Sağlıklı bir hamilelikte, doğuma kadar olan sürede cinsel ilişkiyi engelleyecek herhangi bir neden yoktur.

CİNSELLİKLE İLGİLİ YANLIŞ İNANIŞLAR
Halk arasında 1. trimester’da cinsel ilişkinin düşük ile sonuçlanacağı inancı yaygındır. Bilimsel olarak en fazla hamilelik kaybının 1. trimester’da olduğu, ancak hamilelik kayıplarının cinsel ilişki nedeni ile olmadığı, çoğunun genetik bozukluklara bağlı olduğu bilinir.

Cinsel ilişki bebeğe zarar vermez, çünkü erkek cinsel organının bebekle fiziksel olarak teması yoktur. Anne karnındaki bebek, rahim kasları, içinde bulunduğu hamilelik kesesi ve kese içindeki sıvıyla darbelere karşı koruma altındadır. Orgazm, ne kadar oksitosin (rahim kasını kasıcı madde) salgılanmasına neden olup rahim kasılmalarına yol açsa da, bunlar doğumu başlatmaz, erken doğuma neden olmaz. Yine de hamilelikte cinsel ilişki esnasında aşırı meme ucu uyarımından kaçınılmalıdır.

Cinsel ilişkinin hamilelikte enfeksiyona neden olup bebeğe zarar vereceği inancı kesinlikle yanlıştır, çünkü rahim ağzı kanalı kalın bir mukus tıkaç ile kapalıdır. Bu da bakterilerin rahmin içine geçişine izin vermez. Bebek (fetüs), hamilelik kesesi içinde bakterilerden izole bir şekilde yaşar.

CİNSEL İLİŞKİNİN ZARARLI OLABİLECEĞİ DURUMLAR
Cinselliğe engel oluşturacak tıbbi problemler olmadıkça, hamilelik süresince hatta son güne kadar cinsel ilişki yasak değildir. Hamileler cinsel ilişkinin zararlı olabileceği koşulları kendi kendine değerlendirebilecek bilgi donanımından yoksun oldukları için, bu konuda kadınlar en sağlıklı bilgileri kadın doğum uzmanlarından alabilirler.

Aşağıda belirtilen şartlar haricinde hamilelere cinsel ilişki yasak değildir:

* Hamilelik kesesinin erken açıldığı, suların erken geldiği durumlar,

* Vajinal kanama,

* Önceki hamileliklerde erken doğum tehdidi öyküsü veya süren hamilelikte erken doğum tehdidi,

* Partnerin cinsel yolla bulaşan hastalık taşıyıcısı olması,

* Plasenta previa (çocuğun eşinin önde olması ve rahim ağzı kanalını kapattığı durumlar),

* Çoğul hamilelikte hamileliğin son aylarında,

* Kadın doğum uzmanınızca cinselliğe yasak getirilen diğer durumlar.

kaynak: http://www.ekolay.net/kadin/ana_detay.asp?PID=367&HaberID=595418

Gebelik ve Cinsel Yasam

Asagida yer alan yazimizda gebelik doneminde cinsel yasaminiz ile ilgili bilmeniz gereken bilgileri bulabilirsiniz.

Birinci trimester (ilk üç aylık dönem)
Gebeliğin bu ilk dönemi özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında gebeliğe bağlı bulantı-kusma, yorgunluk, uykuya eğilim, meme hassasiyeti gibi belirtilerin sıkça yaşandığı bir dönemdir. Bazı anne adaylarında "tiksinme" eşinin normal vücut ve nefes kokularına bile tahammül edemeyecek kadar ileri boyutlarda olabilir.

İlk gebeliğini yaşayan anne adayları bu dönemde gebelikte kendilerini nelerin beklediği konusunda endişelere kapılabilirler. Özellikle plansız oluşan gebeliklerde doğum sonrası artacak olan sorumluluklar, anne rolünü üstlenmede yaşanacak zorluklar, doğumun ve aileye katılacak yeni bireyin getireceği maddi yük ve diğer sosyal özellikler anne adayında kaygı ortaya çıkmasına neden olabilir. Duygusal dalgalanmalar, bedenin gebeliğin ilerlemesiyle alacağı görüntü ile ilgili olumsuz düşünceler yine erken gebelik döneminin sık rastlanan ruhsal değişiklikleri arasındadır. Bazı anne adayları bu dönemde cinsel ilişkinin kendilerine ya da bebeklerine zarar vereceği, düşüğe neden olacağı korkusunu yaşayabilirler.

Tüm bu bedensel ve ruhsal değişiklikler libido azalmasına ve çoğu durumda anne adayının cinsel ilişki ihtiyacını ikinci plana atmasıyla sonuçlanır ve cinsel ilişki sıklığı azalır. İlişki esnasında memelere dokunulduğunda cinsel nitelikli uyarandan çok ağrı oluşması, genital bölgenin kanlanmasının artmasıyla bölgenin nispeten daha ödemli hale gelmesi ve penisin girişi esnasında ağrı ortaya çıkması gibi nedenler de libido azalmasına katkıda bulunur.

Tüm bunlarla birlikte gebelikte genital bölge kan akımının fizyolojik olarak artması anne adayının orgazmı daha yoğun yaşamasına neden olur. Kanlanma artışı genital bölgedeki salgı bezlerini de güçlendirdiğinden ilişki öncesi genital bölgede nemlenme daha kolay hale gelir.

İkinci trimester (3-6 ay arası dönem)
İkinci trimester anne adayının gebeliğin fiziksel değişikliklerine uyum sağlamaya başladığı bir dönemdir. İlk aylarda görülen belirtiler yavaş yavaş ortadan kalkar ve anne adayı bedensel olarak kendini daha iyi hisseder.

Bu trimester gebeliğe ruhsal uyumun da başladığı dönemdir. Anne adayı artık gebe olduğu gerçeğini ve hayatına getireceği değişiklikleri kabul etmiştir. Anne olma fikri birçok anne adayına heyecan verir.

Bedendeki değişiklikler de kabul edilmiştir. Karnın büyümesi ve bebeğin hareketlerinin hissedilmesi anne ve baba adayı için bir mutluluk kaynağıdır.

Böylece ikinci trimesterde fiziksel yakınmalarından kurtulan ve psikolojik olarak gebeliğe daha çok uyum sağlayan anne adayında cinsel ilişkiye karşı ilginin arttığı gözlenir.

Birinci trimesterde başlayan genital bölge ve memelerdeki kanlanma artışı bu trimesterde de devam eder. Kanlanmanın artması anne adayının orgazmı çok daha yoğun yaşamasını sağlar.

Uterus kasılmaları:
Normal bir cinsel ilişki esnasında ve özellikle orgazm oluştuğunda uterusta kısa süreli kasılmalar meydana gelir. Bu kasılmalar gebe olmayan ya da gebeliğin ilk aylarında olan kadın tarafından hissedilmezler. Ancak uterusun büyümesiyle özellikle ikinci trimesterden itibaren bu kasılmalar anne adayı tarafından belirgin bir şekilde hissedilir. Bu uterus kasılmaları esnasında bebeğin hareketleri geçici olarak azalır. Normal seyreden bir gebelikte bu kasılmaların bebeğe herhangi bir zararı sözkonusu değildir. Kasılmalar bittikten kısa bir süre sonra genellikle bebek hareketleri artmış bir şekilde yeniden başlar. Bu konuda tecrübesi ya da bilgisi olmayan anne adayında kasılmalar ve bebek hareketlerinin azalması endişe kaynağı olabilir.

Üçüncü trimester (6. aydan doğuma kadar olan dönem)
İkinci trimesterde azalan fiziksel şikayetler bu dönemde uterusun büyümesine paralel olarak farklı bir şekilde tekrar ortaya çıkabilir. Yorgunluk, uykusuzluk, mide problemleri (yanma), uterusta belli zamanlarda oluşan hazırlayıcı kasılmalar (Braxton-Hicks kasılmaları), bacaklarda kasılmalar, memelerden süt gelmesi gibi belirtiler, cinsel ilişki ve orgazm esnasında ortaya çıkan güçlü uterus kasılmaları libidonun azalmasına ve anne adayının cinselliği yeniden ikinci plana atmasına neden olabilir.

Yaklaşan doğumun verdiği ağrı duyma korkusu, doğumda normaldışı bir durum oluşacağı korkusu gebeliğin bu dönemine damgasını vurabilir.

Uterusun büyümüş olması nedeniyle ilişki esnasında belli pozisyonlar daha ağrılı ve rahatsızlık verici olmaya başlar. Çiftlerin bu dönemde değişik pozisyonlar arasından kendilerine uygun olanını kendileri belirlemeleri gerekir.

Pelvis bölgesindeki fizyolojik kanlanma artışı ve yoğun uterus kasılmaları cinsel ilişkiden alınan hazzı ve orgazmın yoğunluğunu artırır.

Lohusalık dönemi
Lohusalık dönemi doğum eyleminin verdiği tükenmişlik ve yorgunluk belirtilerinin ortaya çıktığı, aileye katılan yeni bireyin bakımı için uykusuz kalınan gecelerin yaşandığı bir dönemdir.

Doğum eyleminde vajina mukozası incelmiş, vajinanın cinsel uyarıya bağlı olarak verdiği nemlenme cevabı azalmış, doku travmasına bağlı olarak genital bölgede şişkinlik ortaya çıkmıştır ve bölge ağrılıdır.

İlişki esnasında ağrı duyma korkusu, epizyotomi (bebeğin başının çıkması için kesilen bölge) yerine ya da ameliyat yerine zarar verme korkusu, vücut imajı hakkında olumsuz düşünceler, emzirme esnasında ortaya çıkan cinsel uyarılmadan heyecanlanma ya da suçluluk duyma gibi ruhsal değişiklikler sık gözlenir.

Lohusalık döneminde cinsel uyarılma süresi uzar. Bebeğin ağlaması ya da emzirme zamanının gelmesi gibi etkenler annenin ilişki esnasında konsantrasyonunu yitirmesine neden olabilir.

Sonuç olarak lohusalığın başından 4-6 hafta sonrası döneme kadar cinsel ilişkiye ilgi azalmıştır. Kadınların çoğu 6 haftalık aradan sonra ilişkiye tekrar başlamayı uygun görürler. Bir kısmı ise daha kısa süre içinde kendilerini hazır hisseder hissetmez cinsel yaşamlarına kaldıkları yerden devam ederler.

kaynak: http://www.ekolay.net/kadin/ana_detay.asp?PID=367&HaberID=595429

Gebelik ve Annelik Ucretsiz Bulten

Gebelik ve Annelik sitemize son eklenen yazilardan haberdar olmak isterseniz, asagida yeralan kutucuga mail adresinizi yazarak Kayıt Ol demeniz yeterli olacaktir. Bu islem ardindan yenilikler mail adresinize ucretsiz ve duzenli olarak gonderilecektir.
E-posta Adresi: